Oluşturulma Tarihi: Nisan 24, 2026 11:44
Sessizce ilerliyor, çoğu zaman hiçbir belirti vermiyor ve yıllar sonra tesadüfen ortaya çıkıyor… Son yıllarda artış gösteren böbrek kanseri, uzmanlara göre en “sinsi” kanser türlerinden biri. Kimi hastada rutin bir ultrasonla yakalanırken, kiminde tanı konulduğunda hastalık çoktan ileri evreye ulaşmış oluyor. Peki böbrek kanseri neden oluyor ve neden bu kadar geç fark ediliyor? Kimler risk altında ve hangi evrede ölümcül oluyor?
Son yıllarda kanser vakalarında dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Gelişen görüntüleme yöntemleri sayesinde bazı kanser türleri daha erken ve tesadüfen saptanabilirken, düzenli sağlık kontrolü yaptırmayan birçok hasta ise hastalıkla ileri evrede karşı karşıya kalıyor.
Bu artışın öne çıkan örneklerinden biri de böbrek kanseri. Üroloji uzmanları, böbrek kanserinin çoğu zaman belirti vermeden sessizce ilerlediğine dikkat çekiyor.
‘SON YILLARDA DİKKAT ÇEKEN BİR ARTIŞ YAŞANIYOR’
Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Tolga Akman, böbrek kanserinde son yıllarda dikkat çeken bir artış olduğunu söyledi. Bu artışın önemli bir kısmının hastalığın daha sık görüntüleme yöntemleriyle yakalanmasından kaynaklandığının altını çizen Prof. Dr. Akman, şöyle devam etti:
“Günlük pratiğimizde, başka bir nedenle yapılan ultrason ya da tomografilerde rastlantısal olarak saptanan böbrek kitlelerinin sayısı oldukça arttı. Buna karşın bazı hastalarda tümörün uzun süre kontrolsüz şekilde büyüdüğünü, tanı anında ileri evreye ulaştığını da görüyoruz. Özellikle düzenli sağlık kontrolü yaptırmayan hastalarda bu durum daha belirgin.”
Saptanma oranında belirgin bir yükseliş görüyoruz. Bunun temel nedeni; ultrason, tomografi ve MR’ın daha yaygın ve erken kullanılması. Ancak sahada dikkat çeken nokta, bazı hastaların tanı anında tümörün beklenenden daha büyük ya da çevre dokulara yayılmış olması. Bu da çoğu zaman hastalığın uzun süre fark edilmeden ilerlemesinden kaynaklanıyor. Özellikle pandemi sonrası dönemde kontrollerin aksaması, geç başvurular ve eşlik eden kronik hastalıklar bu tabloyu daha görünür hale getirdi.
Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Balcı
1- BÖBREK KANSERİ NEDEN UZUN SÜRE BELİRTİ VERMEDEN İLERLİYOR?
Prof. Dr. Tolga Akman, “Böbrek kanseri çoğu zaman belirti vermeden ilerler çünkü böbrek, tümör büyümesine uzun süre tolere edebilen bir organ. Ağrı reseptörlerinin sınırlı olması ve böbreğin anatomik konumu nedeniyle hastalık erken dönemde sinyal vermez” dedi.
Prof. Dr. Melih Balcı ise “Böbrekler vücutta derin yerleşimli organlar olduğu için, içlerinde gelişen kitleler uzun süre çevre dokulara baskı yapmadan büyüyebiliyor. Ayrıca böbrek dokusu ağrıya duyarlı değildir. Bu nedenle tümör belirli bir boyuta ulaşana ya da idrar yollarına, damar yapılarına veya çevre organlara temas edene kadar hasta hiçbir şey hissetmeyebiliyor. Bu sessiz ve yavaş ilerleyiş, böbrek kanserinin ‘sinsi’ olarak tanımlanmasının en önemli nedeni” şeklinde konuştu.

2- HASTALAR GENELLİKLE HANGİ ŞİKÂYETLE DOKTORA BAŞVURUYOR?
“Günümüzde hastaların önemli bir kısmı hiçbir şikâyeti yokken, başka bir nedenle yapılan görüntülemede tesadüfen tanı alıyor” diyen Prof. Dr. Melih Balcı, belirti veren hastalara dair ise şu bilgilerin altını çizdi:
“İdrarda kan görme, yan ağrısı, karın veya bel bölgesinde ele gelen kitle, açıklanamayan kilo kaybı, halsizlik ve kansızlık ön plana çıkıyor. İleri evrede ateş, gece terlemesi ve kemik ağrıları da tabloya eklenebiliyor.”

3- AİLE ÖYKÜSÜ OLMAYAN BİREYLERDE HANGİ RİSK FAKTÖRLERİ ÖNEMLİDİR?
Böbrek kanserinin yalnızca genetik yatkınlığı olan kişilerde görülmediğini ifade eden Prof. Dr. Tolga Akman, “Sigara kullanımı, fazla kilo, yüksek tansiyon, uzun süreli ağrı kesici kullanımı ve kronik böbrek hastalığı önemli risk faktörleri. Diyaliz hastalarında ise böbrek dokusu uzun yıllar boyunca hasara uğrar, yapısal bozulmalar ve kistik değişiklikler gelişir. Bu kronik süreç, kanser gelişimi için uygun bir zemin oluşturur” dedi.
Özellikle sigaranın böbrek kanseri için en güçlü risk faktörlerinden biri olduğunu ve riskin doza bağımlı olarak arttığının altını çizen Prof. Dr. Melih Balcı, “Obezite, hormonal ve metabolik değişiklikler üzerinden böbrek dokusunu olumsuz etkiler. Hipertansiyon ise hem doğrudan hem de kullanılan bazı ilaçlar aracılığıyla riski artırabilir. Bu üç faktör bir arada olduğunda risk belirgin şekilde yükselir ve hastalık daha agresif seyredebilir” şeklinde konuştu.

4- HANGİ YAŞ GRUBUNDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR? KADIN-ERKEK FARKI VAR MI?
Bu soruma Prof. Dr. Tolga Akman, “Böbrek kanseri en sık 50 yaş sonrası dönemde görülür. Erkeklerde kadınlara göre daha yaygındır. Genel toplum için rutin tarama önerilmez; ancak risk grubundaki bireylerde düzenli ultrason kontrolleri erken tanı açısından oldukça değerlidir. Çocukluk çağında görülen böbrek tümörleri ise erişkin böbrek kanserlerinden farklı özellikler taşır ve nadirdir” cevabını verdi.

5- TEDAVİ SEÇENEKLERİ NELERDİR VE İLERİ EVREDE ÖLÜMCÜL OLABİLİR Mİ?
Prof. Dr. Melih Balcı, “Hastalık erken evrede yakalanırsa, böbreği koruyan cerrahiler günümüzde oldukça yaygın ve başarılı. Tümörün boyutu ve yerleşimine göre sadece tümör çıkarılabilir” dedi ve ekledi:
“İleri evrede ise bazen böbreğin tamamının alınması gerekebilir. Metastatik hastalıkta ise cerrahiye ek olarak akıllı ilaçlar ve immünoterapiler (Kanser tedavi sürecinde bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için uygulanan ve yararlanılan bir yöntem) devreye girer. Ne yazık ki ileri evrede tanı alan ve tedaviye geç başlanan vakalarda ölümle sonuçlanan tablolar görülebilir. Ancak erken tanı, bu hastalıkta yaşam süresini ve kalitesini dramatik biçimde artırır.”








