Süleyman Mabedi’ni inşa edebilecekler mi? Yahudiler Toroslardan toplamış: ‘Kızıl Düve’ye hazırlık

Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – 1967’de Doğu Kudüs uzun sürecek bir işgalin pençesine düşmüştü. İşgalcilerin Yahudilerin amacı toprak genişletmek değil, bu topraklara doğru genişlemekti. İsrail burada bulunan ve İslam dünyası için kutsiyete sahip Mescid-i Aksa’nın temelini ve altını oyarak tüneller kazmaya başladığında pek çok sebep de gündemde yer etmişti. Yahudiler ‘Ahit Sandığı’nı arıyor, Süleyman Mabedi için bu alanı inşaata hazırlıyor, Mescid-i Aksa’yı yıkmaya çalışıyor… Pek çok sebep birbirine dokunuyor ve sanki bir zincir gibi her amaç birbirine bağlanıyordu. Bunlar arasında en dikkat çeken bağlantı ve amaç, ‘Kaybolan Ahit Sandığı’nı bulup, Süleyman Mabedi’ni eski yerinde yani Mescid-i Aksa’nın kurulduğu topraklarda yeniden inşa etmek’ olabilirdi. Ancak bunun için eski mabedin detaylı şekilde bilinmesi modellenmesi ve inşaat için gerekli malzemelerin temin edilmesi gerekiyordu. Tabii tüm uluslararası hukuk çiğnendikten, Kudüs’te yaşayanlar işgalden sonra evlerinden edildikten ve soykırım sona erdikten sonra bu başarılabilirdi. Bir de Lübnan’ın meşhur sedir ağaçları kullanılarak inşa edilecek mabet için yeterli kereste elde edilmeliydi. İşte bu noktada İsrail’in yıllar öncesine uzanan tohum casusluğu için Türkiye’ye uzanmış olmasının nedeni anlaşılıyordu. Lübnan sediri, Süleyman Mabedi’nden bile eski bir kutsiyete sahipti. Bu özelliği yıllarca sürmüş, o sedirin kerestesi için ormanlar kesilmişti. Öyle ki Lübnan bayrağında bile yeri olan bu ağaç o topraklarda tükenmek üzereydi. İsrail de amaçları için bu ağacı korumalıydı. Sedir ağacı yoksa Süleyman Mabedi de yoktu. Siyonistlerin karanlık planları ve işgalciliğinin Süleyman Mabedi ve sedir ağaçlarına uzanan perde arkasını Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özcan Güngör tüm detaylarıyla Milliyet.com.tr’ye anlattı.

SÜLEYMAN MABEDİ İÇİN SEDİR AĞACI GEREKİYOR: ‘KUTSAL KİTAPLARDA YAZILI’
Süleyman Mabedi’nin orijinalinde nasıl inşa edildiğinin bilinmesi, Siyonistler için yeniden inşa süreci için çok önemliydi. Öyle ki her detay araştırılıyor, maketler yapılıyor, kullanılacak malzemeler tarihi kayıtlara bakılarak belirleniyordu. Kutsal kitaplardaki metinler de bu noktada önemli bir kaynak oluyordu. Bu da kaynaklarda hareketle yalnızca ‘hayali kurulan bir mabedi’ söz konusu etmiyordu. Gerçekten hazırlıkları yapılan ve Siyonistlerin kirli hesaplarının döndüğü bir mabet vardı. Prof. Dr. Özcan Güngör bu konuda, “Üçüncü Mabet hareketleri meselenin ayrıntılarını son derece ciddi biçimde düşünüyor. Öyle ki artık yalnız dua eden veya eski Mabedin resmini çizen insanlardan söz etmiyoruz. Modern yapı standartlarına uygun mimari plan üzerinde çalışan, mabetin topografik konumunu araştıran, kutsal kapları hazırlayan, kohenleri eğiten, tarihî ritüellerin provalarını yapan ve kızıl düve küllerinin hazırlanmasına yönelik uygulamalı denemeler gerçekleştiren kurumsal yapılardan söz ediyoruz. Bunların başında Temple Institute geliyor. Mabet ortada yok ama mimari projesi üzerinde çalışılıyor, kutsal eşyaları hazırlanıyor, rahipleri eğitiliyor, ritüelleri prova ediliyor, kızıl düvesi üzerinde yıllardır çalışılıyor. O hâlde biz yalnız yapılmış bir binayı mı ‘proje’ sayacağız, yoksa bir kutsal mekânın yeniden inşası için onlarca yıldır adım adım oluşturulan bu maddî, insanî ve ritüel altyapıyı da bir teo-politik hazırlık süreci olarak mı okuyacağız” diyordu. Ayrıca Süleyman Mabedi’nin inşası için gereken görsel ya da teknik referanslar arasında kutsal kitapların da yer alması pek çok detayı daha da önemli hale getiriyordu. Prof. Dr. Özcan Güngör şöyle açıkladı:
Alıntı Metni

Peki Sedir yalnızca inşaat kısmında mı kullanıldı? Ahşap o dönemde de pek çok eşyanın yapımı için en kullanışlı malzemeydi. Bunun yanında böylesine kutsiyet yüklenen sedir, pek çok yerde kullanılmış olmalıydı. Prof. Dr. Özcan Güngör sedir ağacının diğer kullanım alanlarını daha sonra yeniden karşımıza çıkacak olan kritik ‘Kızıl Düve’ye dikket çekerek açıkladı:
“Bugün mesele daha da ilginçleşiyor. Çünkü Mabet fikrini canlı tutan çağdaş çevrelerden Temple Institute, yalnız tarih anlatmıyor. Geçmişteki Mabet araçlarının yeniden üretimi üzerinde çalışıyor. Kurumun hazırladığı buhur sunağının neden sedirden yapıldığını kendi sitesinde açıkça açıklıyor: Çöldeki Mişkan’ın sunağı akasyadan yapılmış olmasına rağmen Süleyman Mabedi’ndeki sunağın sedirle ilişkilendirilmesinden hareketle, kendi hazırladıkları sunağı da sedirden yaptıklarını belirtiyorlar. Bu son derece önemli bir ayrıntıdır. Çünkü “Sedir gelecekte yeniden kullanılabilir mi?” sorusuna artık sadece tarih üzerinden cevap vermiyoruz. Bugünkü bir Mabet hareketi, hazırladığı ritüel nesnelerden birinde geçmişteki Mabet geleneğine dayanarak sediri bilinçli biçimde tercih etmiş durumda. Üstelik sedirin rolü mimariyle de bitmiyor. Sayılar 19’daki kızıl düve arınma ritüelinde, düvenin yakıldığı ateşe sedir ağacı, zufa otu ve kırmızıya boyanmış yün atılması emredilir. Temple Institute’ın bugün yayımladığı kızıl düve hazırlık metinlerinde de aynı uygulama açık biçimde tarif edilir. Dolayısıyla sedir, belli Mabet çevreleri açısından yalnız ‘eski mabedin kerestesi’ değil; Mabet hizmetlerinin yeniden başlayabilmesiyle ilişkilendirilen ritüel hafızanın da bir parçasıdır. Eğer gelecekte mabet merkezli bir yapı veya ritüel yeniden oluşturulmak istenirse, ‘Süleyman’ın Mabedi’nde kullanılan ağaç türü’ ifadesi başlı başına çok güçlü bir meşruiyet ve süreklilik anlatısı oluşturabilir. Ritüel değerdir. Kızıl düve gibi Tevrat’a dayandırılan uygulamalarda sedir zaten doğrudan metnin parçasıdır.”

YILLAR ÖNCE TOROSLARDAN TOHUM TOPLAMIŞLAR! LÜBNAN’DAKİ TÜKENİYOR
Sedir ağaçlarının neslinin tükenme tehlikesinin olması, İsrail için durumu karmaşık hale getiriyordu. Ancak son günlerde sıklıkla duyduğumuz, hatta pek çok kişi tarafından ironik şakaları yapılan ‘Yahudi aklı’ buna da bir çözüm bulmuş gibiydi. Kutsal mabedin inşası için bir casusluk faaliyetini ‘sivil toplum kuruluşu çalışması’ ile maskelemişler ve 34 yıl öncesine uzanan bir faaliyeti kendi web sitelerinde bile anlatmışlardı. Üstelik tartışmalı olan bir konuda burada aydınlanıyordu: Nesli tükenmekte olan Lübnan sediri ile Toroslardaki sedir aynı ağaç mı? Prof. Dr. Özcan Güngör bu konuda, “Bilimsel literatür ‘dünyadaki mevcut sedir nüfusunun yüzde 90’ı Türkiye’dedir’ demekten ziyade, Cedrus libani’nin toplam doğal yayılış alanının yüzde 90’dan fazlasının Türkiye’de bulunduğunu söylüyor. Hajar ve arkadaşlarının çalışmasında türün doğal olarak Türkiye, Lübnan ve Suriye’de bulunduğu; yayılış alanının yüzde 90’dan fazlasının Türkiye’de olduğu ve Türkiye’deki ana kütlenin Toroslar’da yer aldığı açıkça belirtiliyor. Torosların sediri ile tarihsel olarak ‘Lübnan sediri’ diye bildiğimiz ağaç, güncel sınıflamada aynı tür içinde ele alınıyor. Bu neden önemli? Çünkü Tevrat’taki ’erez ile Süleyman Mabedi arasındaki tarihsel bağlantıyı konuştuğumuzda, Toroslardaki ağacın ‘başka bir sedir’ olduğunu söyleyerek konuyu kolayca kapatamıyoruz. Botanik açıdan aynı Cedrus libani türünün en geniş doğal coğrafyası bugün Türkiye’dir” diyordu. Üstelik İsrail bunun farkına vardığında sivil gibi görünen ama aslında pek de masum amaçları olmayan KKL-JNF dikkat çekiyordu. Çünkü İsrail yaklaşık 34 yıl önce Torosların en özel ağaçlarından olan sedirin tohumlarını bir casus gibi çalmış ve kirli emelleri için Kudüs yakınlarında çoğaltmıştı. Peki ama nasıl?
Prof. Dr. Özcan Güngör: “Süleyman Mabedi’nin inşasında sedir tesadüfî bir malzeme değildir. 1. Krallar 5–6’da Süleyman’ın Sur Kralı Hiram’dan Lübnan sediri istediği; kerestenin Lübnan dağlarından kesilip deniz yoluyla getirildiği anlatılır. Yani bundan yaklaşık 3 bin yıl önce bile Mabet’in inşasının arkasında sınır aşan bir hammadde ve lojistik organizasyonu vardır. Bugün Cedrus libani dediğimiz Lübnan sedirinin doğal yayılış alanının yüzde 90’dan fazlası Türkiye’dedir. Lübnan’da tür yok olmuş değildir ama doğal ormanlar parçalıdır ve önemli bölümü koruma altındadır. Asıl büyük sedir coğrafyası Toroslardır. Bugüne kadar yeterince dikkat çekmeyen nokta şudur: İsrail bu botanik gerçeğin zaten farkındadır. Bunu ormancılık kayıtlarından biliyoruz. Türkiye’den sedir tohumu İsrail’e zaten götürülmüş. İsrail’in en eski Siyonist kurumlarından Keren Kayemeth LeIsrael–Jewish National Fund (KKL-JNF/Yahudi Millî Fonu), yani KKL-JNF, Türkiye’ye yapılan bir araştırma gezisinde temsilcilerinin Lübnan sedirlerinden tohum topladığını ve bu tohumları çimlendirmek üzere İsrail’e götürdüğünü yazıyor. Bu fidanların daha sonra özellikle Celile’deki Biriya Ormanı’na dikildiği belirtiliyor. Daha da önemlisi, İsrail’deki ormancılık araştırmalarında Türkiye kökenli Cedrus libani özel olarak denenmiş. 1992 sonrasında İsrail’de 100’den fazla sedir meşceresi oluşturulmuş ve saf sedir plantasyonlarının alanı yaklaşık 220 hektara ulaşmış. Araştırmacılar Türkiye, Lübnan, Fas ve başka kökenlerden gelen sedirleri karşılaştırmışlar. Sonuç son derece dikkat çekici: Türkiye’deki Hassa/Amanos ve Pozantı/Doğu Torosları kökenli Cedrus libani örnekleri bazı denemelerde hayatta kalma ve büyüme bakımından özellikle başarılı çıkmış ve gelecekteki sedir dikimleri için tavsiye edilmiş.”

Peki ama ülkemizden tohum toplayanlar gerçekten İsrail Devleti’nden yetkilendirilmiş kişiler miydi? Yoksa yalnızca sivil toplum kuruluşları doğa koruma amaçlı faaliyetler mi sürdürmüştü. İşte burada çok önemli bir yapılanma dikkat çekiyordu. Siyonist devletin yapılanmasında ‘sivil gibi görünenler aslında bizdeki kadar masum’ değildi. Prof. Dr. Özcan Güngör şöyle açıkladı:
Alıntı Metni

MABED’İN YAŞAYABİLMESİ İÇİN KIZIL DÜVE RİTÜELİ ŞART: BAŞROL YİNE SEDİR AĞACININ
Siyonistler kirli emellerine ulaşsalar, mabedi inşa etseler de sedir ağaçları yalnızca inşaat için gerekmiyordu. Bir de bu mabedin tam anlamıyla işlevini kazanması için ‘Kızıl Düve Ritüeli’ yapılmalıydı. Prof. Dr. Özcan Güngör’ göre: “Sedir geçmişte İsrail/Yahudi kutsal tarihi bakımından yalnız bir yapı malzemesi değildi. Mabedin ihtişamını, kutsal mimarisini ve bazı arınma ritüellerini taşıyan sembolik bir unsurdu. Bugün Temple Institute’ın sedirden mabet eşyası üretmesi, kızıl düve ritüelinde sedirin hâlâ aynı metinsel önemle ele alınması ve İsrail’de Cedrus libani’nin (Lübnan Sediri) yetiştirilmesi, bu sembolün bütünüyle geçmişte kalmadığını gösteriyor. Bu nedenle gelecekte kurulması tasarlanan herhangi bir mabet projesinde sedirin yeniden sembolik veya ritüel biçimde kullanılmasını ihtimal dışı görmek mümkün değildir.” Sedir ağaçları öyle önemliydi ki, hem Süleyman Mabedi’nin inşası hem de anlam kazanması için kullanılması şarttı. Ne yazık ki Siyonistler, kendi ‘kutsallarından saydıkları’ her şey için İslami değerleri yok ediyor, Müslümanlara zulmediyordu. Ancak Siyonistlerden de önce Lübnan sediri oldukça azalmış, neredeyse yok olma tehlikesiyle yüzleşmişti. Bu nedenle Yahudi ve Siyonist devlet İsrail, bu konuda pek çok çalışma yapmış ve sedir ağaçları için atılan adımlar ‘çevre koruma maskesi altında’ stratejik ve politik bir hal almıştı. Prof. Dr. Özcan Güngör bu konuda, “Asıl dikkat çekici nokta da budur: Üç bin yıllık bir malzeme hafızası hâlâ yaşıyor. Birinci mabette sedir vardır. İkinci mabedin inşasında yeniden Lübnan sediri getirilmişti. Bugün mabedi yeniden inşa etmeyi hedefleyen bir kuruluş hazırladığı sunağı yine sedirden yapıyor. Bunun yanında İsrail ormancılığı Türkiye ve Lübnan kökenli ‘Cedrus libani’ üzerinde onlarca yıldır çalışıyor. Bunların her biri ayrı ayrı belgelenmiş olgulardır. Bunların gelecekte tek bir mabet projesinde birleşip birleşmeyeceği ise artık tarihî bir bilgi değil, takip edilmesi gereken teo-politik bir araştırma sorusudur” diyordu. Peki inşa edilecek herhangi bir mabedi sedir ağacıyla yapılan ‘Kızıl Düve Ritüeli’ ile nasıl açacaklar? Bu ritüel tam olarak ne? Prof. Dr. Özcan Güngör bunu da anlatarak sözlerini noktaladı.
Alıntı Metni
Yapay zekâda ‘dev’ler zirvesi
Çöp toplarken peşine takıldı, 10 yıldır bırakmıyor! ‘Mahmut’u artık nefesinden tanıyorum’…

Ben-Gvir kendine ‘bakanlık beğendi!’

“Times of Israel” gazetesinin haberine göre, 27 Ekim seçimleri öncesinde Kudüs’te düzenlediği basın toplantısıyla partisinin hükümet programını kamuoyuna duyuran Ben Gvir, kendisi için Savunma Bakanlığı’nı, partinin iki numaralı ismi Tally Gotliv için ise Adalet Bakanlığı’nı şart koştu. Ben Gvir’in seçim vaatleri arasında Filistinlileri Gazze Şeridi ve Batı Şeria’yı terk etmeye “teşvik” adı altında etnik temizliğe tabi tutma, başsavcıyı derhal görevden alma, ordu üzerindeki hukuki kısıtlamaları gevşetme ve yargı bağımsızlığını kökten zayıflatma planları yer aldı.Hedefi sürgünHabere göre, Ben Gvir askeri güç kullanımındaki kısıtlamaların kaldırılması ve Filistinlilerin sürgün edilmesi yönündeki hedeflerini hayata geçirmeyi amaçlarken, bu ayın başlarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun Likud partisinden istifa ederek Yahudi Gücü’ne katılan Gotliv ise yürütmenin üzerindeki en önemli denetim mekanizmaları sayılan yüksek yargıyı ve başsavcılığı zayıflatmayı hedefliyor….

Cumhurbaşkanı Erdoğan New York’ta uğradığı kafede vatandaşlarla sohbet etti

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu dolayısıyla BM Genel Merkezi’nde düzenlenen “BM Genel Sekreteri İklim Etkinliği” sonrası Türkevi’nin yanında yer alan bir pastaneye geçti.
Burada vatandaşlarla sohbet edip fotoğraf çektiren Erdoğan, çay içti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra temaslarını sürdürmek üzere Türkevi’ne döndü.
ERDOĞAN TÜRKEVİ’NDEN ÇIKIŞ YAPTI
Cumhurbaşkanı Erdoğan, New York’taki Türkevi’nden ayrıldı.Erdoğan daha sonra, TASC, UID, MÜSİAD ve ABD Müslüman Kuruluşlar Konseyince düzenlenen etkinliğe katıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan New York’ta önemli açıklamalar! ‘Asimilasyonun her çeşidine hayır diyoruz’

New York’ta kritik zirve! Türkiye ve Irak anlaştı: Terörsüz bölge için kritik adım…

Seyir halinde yanmaya başlayan TIR köprüden düştü

Kars’ta seyir halinde alev alan TIR, kontrolden çıkarak köprüden düştü. Alevler çevredeki anızlara sıçrarken, sürücü araçtan atlayarak kurtuldu.

Kaza, Kars-Ardahan karayolunda meydana geldi. Sürücüsünün ismi henüz öğrenilemeyen TIR, seyir halindeyken bilinmeyen nedenle alev aldı. Durumu fark eden sürücü, araçtan atlayarak yara almadan kurtulurken, TIR kontrolden çıkarak köprüden düştü. TIR’daki yangın kısa sürede büyürken, alevler çevredeki anızlara da sıçradı. İhbar üzerine bölgeye itfaiye, sağlık ve polis ekipleri sevk edildi.

İtfaiye ekipleri, TIR ve anızlardaki alevlere müdahale ederek yangını kontrol altına aldı. Yangının çıkış nedeni araştırılıyor.
Komşusunun kapısını matkapla deldi! Yaşadığı korkuyu böyle anlattı: Evden çıkamaz hale geldiler
Kazı Kazan ile hayatı değişti: 20 bin sandı, 20 milyon lira kazandı…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan New York’ta önemli açıklamalar! ‘Asimilasyonun her çeşidine hayır diyoruz’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, New York’ta TASC, UID, MÜSİAD ve USCMO tarafından düzenlenen etkinliğe katıldı.
İşte Erdoğan’ın konuşmasından satır başları;
Sevgili genç kardeşlerim, hanımefendiler, beyefendiler, sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Yine sizlerin vasıtasıyla şu an burada olmasalar da kalpleri bizimle selamlarımı gönderin. Sizlerle New York’ta yeniden bir araya gelmenin bahtiyarlığını yaşıyorum. Programı teşrif ettiğiniz için her birinize teşekkür ediyorum. Bu güzel birliktelikte emeği geçen tüm kurum ve kuruluşlarımızı tebrik ediyorum. Rabbim toplantımızı hayırlara tebdil eylesin.
İlginizi Çekebilir
Barışa ve kardeşliğe inşallah vesile eylesin. Bu buluşmayı hem sizlerin buradaki çalışmalarına tanıklık etmek hem de ortak meselelerimizi istişare etmek bakımından çok kıymetli buluyorum. Bir defa şunu tüm samimiyetimle ifade etmek isterim. Amerika’da yaşayan Türk ve Amerikan Müslüman toplumunu buluşturan bu salonda pasaportların, sınırların ve coğrafyaların ötesinde bir kardeşlik var. Burada müşterek bir vicdan, birbirimizin derdiyle dertlenmeyi ve dayanışmayı besleyen yüce bir ruh var. Burada Türk Teavün Cemiyeti’nden Hars Cemiyeti’ne Gülcemal vapuruyla bu topraklara ulaşan ilk nesillerden, Amerika’nın dört bir yanında kök salmış güçlü millet varlığımıza kadar uzanan köklü bir mirasın taşıyıcıları var. Bu salonda muhabbet var. Hudutları ve kültürleri aşan büyük bir kardeşlik var. Bu salonda hepimize güven veren muhteşem bir dayanışma iklimi var.
Türkiye Cumhurbaşkanı olarak bu salonda vücut bulan kardeşlik ruhunun bir parçası, bir üyesi olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Tabii böylesine güçlü bir aidiyetin sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Çünkü kardeşler, birbirlerine destek olurlar. Kardeşler birbirlerinin hukukuna riayet ederler. Kardeşler birbirleri arasında köken ayrımı, gelir ayrımı, dil, kültür, renk ayrımı yapmazlar. Kardeşler görüş farklılıkları sebebiyle kendi aralarında duvar örmezler. Alemlere rahmet olarak gönderilen Hazreti Peygamber’in kardeşliğimizi tarif eden şu hadis-i şerifini özellikle hatırlatmak istiyorum. Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona hıyanet etmez. Yalan söylemez ve onu sahipsiz bırakmaz. Müslümanın her şeyi; malı, ırzı, kanı, Müslümana haramdır. Takva işte burada kalptedir. Bir kişiye Müslüman kardeşine hakaret etmesi kötülük olarak yeter.
Evet, neselenin özü işte budur. Kıymetli dostlarım, çok değerli misafirler, madem ki kardeşiz, öyleyse bunun hakkını vermek zorundayız. Bu birlikteliği teşkilatlanmaya, teşkilatlanmayı da topluma değer üreten kalıcı bir güce dönüştürmek mecburiyetindeyiz. Bugün Amerika’da Türk, soydaş ve Müslüman toplumlarının ulaştığı noktaya baktığımızda önemli bir insan kaynağı, ciddi bir tecrübe ve giderek büyüyen bir kurumsal kapasite görüyoruz. İş dünyasında, bilimde, akademide, sağlıkta, hukukta ve teknolojide çok kıymetli başarılara imza atan kardeşlerimiz bulunuyor. Profesör Doktor Aziz Sancar hocamız gibi bilim dünyasında başlattığı çığırla insanlığın tekamülüne vesile olan değerlere sahibiz. Biz hangi görüşe sahip olursa olsun, hıyanet çukuruna düşmediği sürece tüm vatandaşlarımızın başarılarıyla iftihar ediyoruz. Yaşadıkları her yerde Türkiye’nin sesini, birikimini ve değerlerini en güzel şekilde temsil eden ülkemizle Amerika arasındaki dostluğun güçlenmesi için emek veren tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Sizler ortaya koyduğunuz başarılarla, kurduğunuz dostluklarla, içinde yaşadığınız topluma yaptığınız katkılarla Türkiye’nin tabii elçilerisiniz. Şüphesiz bu gönül halkası yalnızca vatandaşlarımızdan ibaret değil. Türk vatandaşı olmadığı halde Türkiye’ye ve milletimize samimi bir muhabbet besleyen Türk milletine yönelik önyargılara ve haksızlıklara karşı sözünü esirgemeyen dostlarımızın varlığını da çok önemsiyoruz. Soydaşlarımızla Amerikan Müslüman toplumuna, Türkiye ile gönül bağı kurmuş bütün dostlarımıza uzanan bu geniş dayanışma ağı bizim için çok kıymetlidir.
“ASİMİLASYONUN HER ÇEŞİDİNE HAYIR DİYORUZ”
Türkiye’nin dostluğunu çoğaltan, ülkemizin daha doğru anlaşılmasına katkı sunan ve ihtiyaç duyduğumuz zamanlarda dayanışmasını gösteren bütün dostlarımıza sizlerin huzurunda en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Değerli kardeşlerim, dünyanın neresinde olursanız olun başarının sırrı nitelikli eğitimdedir. Türk toplumunun siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel hayattaki yerinin pekiştirmesi çocuklarımızın ve gençlerimizin iyi bir eğitim almasına bağlı. Bununla birlikte evlatlarımızın kendi dillerini ve kültürlerini öğrenmesi, ana vatanlarıyla bağlarını koruması da önemlidir. Esasında bu entegrasyonun önünde asla bir engel değil. Günümüzde bireylerin kendilerini birden fazla ülkeye ait hissetmeleri gayet doğaldır. Burada esas itiraz edilmesi gereken bir göçmenin yaşadığı topluma entegre olabilmesi için ondan köklerini inkar etmesini beklemektir. Dahası bir göçmen grubunun içinde yaşadığı toplumla bütünleşebilmesi için o toplumun da göçmenleri kabul etmesi, haklarına saygı göstermesi gerekir. Amerika bu konuda istisnai bir örnek olmakla birlikte Avrupa başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde maalesef sorunlar yaşanıyor. Müslümanlardan entegre olmaları değil, asimile olmaları bekleniyor. Biz ise entegrasyona evet, asimilasyonun her çeşidine hayır diyoruz. İnsanımızın yaşadığı ülkenin güçlü bir parçası haline gelirken ana vatanıyla olan bağlarını korumasını son derece kıymetli görüyoruz.
Müslüman düşmanlığıyla, yabancı karşıtlığıyla ve her türlü ayrımcılıkla daha güçlü mücadele etmenin yolu buradan geçiyor. İslam coğrafyasını kana ve gözyaşına bulamak isteyenlere dur demenin yolu buradan geçiyor. Gazze’de yaşanan soykırımın başka yerlerde tekrar etmesini engellemenin yolu buradan geçiyor. Türkiye’ye atılan iftiraları boşa çıkarmanın yolu aynı şekilde buradan geçiyor. Türkiye ile Amerika arasındaki ticareti, yatırımları ve ekonomik işbirliklerini artırmanın yolu da buradan geçiyor. Kardeşlerim, bunun için başkaları bir çalışıyorsa biz on çalışacağız. Kardeşliğimize sıkıca sarılacak, boynumuzu bükmeyecek, yüzümüzü yere eğmeyecek, kendimizi hiçbir zaman ikinci, üçüncü sınıf hissetmeyeceğiz. Bu vesileyle yaklaşan ara seçimlerde tüm vatandaşlarımızı demokratik haklarını kullanmaya, seslerini duyurmaya davet ediyorum. İradenizi sandığa her üst seviyede yansıtmanız çok çok önemlidir. Birlik içinde, beraberlik içinde, en önemlisi de kardeşlik içinde buradaki faaliyetlerinizi başarıyla sürdürmenizi gönülden temenni ediyorum. Türk Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi’nin ve diğer sivil toplum kuruluşlarımızın çabalarını takdirle karşıladığımı tekrar ifade ediyorum. Türkiye’nin ve şahsımızın her daim yanınızda olduğunu, sizlere her türlü desteği vermeye hazır olduğunu bilmenizi isterim. Rabbim yar ve yardımcınız olsun diyorum. Bu düşüncelerle sözlerime son verirken buluşmamıza vesile olan Türk Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi’ni, Yurt Dışı Türkler Başkanlığımızı, programa destek veren, katkı sunan tüm kurumlarımızı tebrik ediyorum. Amerika’nın farklı eyaletlerinden buluşmamıza iştirak eden her bir kardeşime yürekten teşekkür ediyorum. Şehirlerinizdeki kardeşlerime şahsımın ve milletimin en derin selamlarını iletmenizi sizlerden özellikle istirham ediyorum. Sağ olun, var olun. Tekrar görüşünceye kadar Cenab-ı Allah’a emanet olun….

Ankara Büyükelçisi Barrack: Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Trump çok iyi anlaşıyor

Barrack, BM 81. Genel Kurulu kapsamında bulunduğu New York’taki Türkevi önünde basın mensuplarının sorularını cevapladı.
Erdoğan ile Trump’ın BM etkinlikleri kapsamında düzenlenen yemekte yaptıkları kısa görüşmenin nasıl geçtiği sorusuna Barrack, “Harika, liderler olarak birbirlerine inanılmaz saygı duyuyorlar ama daha da önemlisi aralarında bir uyum var.” dedi.
İlginizi Çekebilir
Barrack, Erdoğan ile Trump’ın farklı kültürlerden gelmesine rağmen birbirlerine çok benzediklerini dile getirerek, “Bu yüzden, iki ülke arasında benim için işleri çok kolaylaştırıyorlar, çünkü çok iyi ve etkili bir şekilde iletişim kuruyorlar.” diye konuştu. Türkiye’nin, işlerin gergin olduğu çok zor anlarda ABD’nin büyük bir dostu olduğunu söyleyen Barrack, “(Böyle zamanlarda) gerçek dostlarınızın kim olduğunu anlarsınız ve Türkiye Amerika’nın büyük bir dostu oldu.” ifadelerini kullandı.
Barrack, Erdoğan ile Trump’ın BM haftasında niye ikili görüşme yapmadığı sorusuna da “Bölgedeki bu karışıklık ve hassasiyetin ortasında zaten sık sık görüşüyorlar. Bu yüzden ele alınacak çok fazla yeni konu yoktu. Bu sürekli devam eden bir durum.” şeklinde konuştu.
New York’ta kritik zirve! Türkiye ve Irak anlaştı: Terörsüz bölge için kritik adım
“İKİ LİDER BİRBİRLERİYLE ÇOK İYİ ANLAŞIYOR”
Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde yeni bir gelişme olup olmadığı yönündeki soruya Barrack, “Hiç bu kadar iyi olmamıştı. İki lider birbirleriyle çok iyi anlaşıyor. Birbirlerini seviyorlar, bu da gerçekten yardımcı oluyor.” yanıtını verdi.
Barrack, iki ülke arasındaki masada bekleyen S-400 ve F-35 meselesi hakkında da Kongrenin bu konuda çalıştığını ancak ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası (CAATSA) ile Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (NDAA) düzenlemelerinin zaman aldığını dile getirdi.
Öte yandan, Türkiye ile ABD arasındaki savunma işbirliğinin çok önemli olduğunu vurgulayan Barrack, “NATO’nun ikinci büyük müttefiki. Her türlü bölgesel ittifak için Türkiye’ye son derece güveniyoruz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye-ABD İş Konseyi Toplantısı’nda konuştu: Enerji güzergahları yeniden çiziliyor
“ABD-İRAN BARIŞINA BENCE HERKES HAZIR”
Barrack, ABD ile İran arasında devam eden barış görüşmeleri konusunda da her fırsatta diyalog ve iletişime doğru adım attıklarına işaret ederek, “Daha fazla görüşme yapıyoruz ki bu da hepimiz için doğru olan şey.” diye konuştu.
“Türkiye bu süreçte çok etkili oldu, her iki tarafla da harika bir ilişkiye sahipler ve kültürü anlıyorlar, bu yüzden umutluyuz. Ama bu bir süreç, sadece bir olay değil.” ifadelerini kullanan Barrack​​, savaşı bitirmek için iyimser olmak gerektiğinin altını çizdi.
Barrack, “Başka seçeneğimiz yok. Bence herkes hazır. Bölge hazır. Amerika barışa yardım etmeye hazır.” şeklinde konuştu.
THY ve Boeing arasında dev anlaşma! İmzalar ABD’de Erdoğan’ın huzurunda atıldı
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ABD’de! Trump kapıda karşıladı…

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye-ABD İş Konseyi Toplantısı’nda konuştu: Enerji güzergahları yeniden çiziliyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkevi’nde düzenlenen Türkiye-ABD İş Konseyi Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, buluşmayı düzenledikleri için Amerikan Ticaret Odası ve iş konseyleri ile Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’na teşekkür etti.
İş insanlarının en çok merak ettiği “Ekonomi programı ne aşamada? Hedeflerde ne ölçüde ilerlediniz?” sorularına cevap vereceğini belirten Erdoğan, uyguladıkları programın dört temel bileşeninin “fiyat istikrarı, mali disiplin, sürdürülebilir dış denge ve yapısal dönüşüm” olduğunu aktardı.

Son bir yılda bölgede çıkan savaşlara rağmen bu dört ilkenin tamamında gözle görülür ilerlemeler kaydettiklerini vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Temel mal enflasyonu 2020’nin, kira enflasyonu ise son dört yılın en düşük seviyesine indi. Savaşın doğrudan ve dolaylı etkileri olmasaydı 2026’yı yüzde 20’lerin başında bir enflasyonla kapatacaktık. Mevcut koşullarda yılı yüzde 28 civarında tamamlamayı öngörüyoruz. 2027’nin dezenflasyon açısından daha güçlü bir yıl olacağına inanıyoruz. Mali disiplin tarafında oldukça iyi bir konumdayız. Vatandaşlarımızı ve reel sektörü yükselen akaryakıt fiyatlarından korumak amacıyla vergilerde indirime gittik. Bundan dolayı oluşan vergi kaybına rağmen bütçede hedefimizin ötesinde bir performans sergiledik. Yılı milli gelire oranla yüzde 3,1 bütçe açığı ile kapatacağız. Bir karşılaştırma yapmak gerekiyorsa, benzer ülkelerde bu oran ortalama yüzde 6’ya yaklaşıyor. Kamu borcunda ise gelişmekte olan ülkelerde kamu borcunun milli gelire oranı ortalama yüzde 78 iken Türkiye’de yüzde 22’nin altında. Dış dengede enerji fiyatlarındaki artışa rağmen cari açık ve dış borç göstergelerimizi son 20 yıllık ortalamaların altında tutmayı başardık. Bütün bunlar programın aldığımız mesafesini gösteriyor.”

“DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜ DESTEKLEYECEK YATIRIMLARI HIZLANDIRIYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, asıl meselenin verimlilik olduğunu, bu nedenle yapısal dönüşümü programın merkezine yerleştirdiklerini dile getirdi.
Yeşil dönüşümde iddialı olduklarına işaret eden Erdoğan, bu yıl Antalya’da kasım ayında COP31’e ev sahipliği yapacaklarını anımsattı.
Sanayide katma değeri artırmak için hedefli ve seçici politikalar uyguladıklarını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
“Yapay zekada bize güç katacak ve dijital dönüşümü destekleyecek altyapı yatırımlarını hızlandırıyoruz. Sağlık alanında Ankara’da kurmakta olduğumuz endüstri bölgesiyle yatırımcılara güçlü teşvikler sağlıyoruz. Bölgesel potansiyelimizi harekete geçirmek için Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda kararlılıkla ilerliyoruz. Kısacası, Türkiye şoklara yalnızca tepki veren değil, şoklara direnç kazanmış, dayanıklılığa, verimliliğe ve ekonomik güvenliğe yatırım yapan bir ekonomidir.”
“AMERİKA, LNG TEDARİKÇİLERİMİZ ARASINDA BİRİNCİ SIRADA”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, diplomatik ilişkilerin 100. yılına yaklaşılan bugünlerde Amerika ile stratejik işbirliğini her alanda geliştirdiklerini söyledi.
“ABD ile stratejik işbirliğimiz her alanda gelişiyor. Siyasi ilişkilerimizde yakaladığımız ahengi ekonomik, ticari ilişkilerimize de yansıtmayı arzu ediyoruz.” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Esasen bu alanda çok ciddi bir potansiyel de sahibiz. Yakın dönemde ortak çabalarımızla enerji, havacılık ve diğer kritik sektörlerde önemli anlaşmaları sonuçlandırdık. Amerika bugün LNG tedarikçilerimiz arasında birinci sırada. Böylece Avrupa’da Amerikan kaynağını tercih eden ülkelerin başında geliyoruz. Bu işbirliğini nükleer dahil, enerjinin tamamına genişletmeyi hedefliyoruz. Öte yandan Amerika’yla ekonomik münasebetlerimizi yalnızca ticaret rakamları üzerinden okumak doğru değildir. Küresel ekonomik düzenin yeniden kurgulandığı bir dönemde Türkiye’yle stratejik bir ekonomik işbirliği modeline ihtiyaç olduğu kanaatindeyim.”

ENERJİ GÜZERGAHLARI YENİDEN ÇİZİLİYOR
Cumhurbaşkanı Erdoğan, çatışmaların geride kalmasıyla bölgede beş büyük dönüşümün hızlanacağına işaret etti.
Bunlardan birincisinin, tedarik zincirlerinin yeniden konumlanması, şirketlerin artık yalnızca en ucuz yeri değil, en güvenilir yeri araması olduğunu dile getiren Erdoğan, “Türkiye, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’ne sahip geniş bir serbest ticaret ağına bağlı güçlü sanayi altyapısıyla bu arayışın doğal adresidir.” dedi.
Erdoğan, şunları kaydetti:
“İkincisi, enerji güzergahları yeniden çiziliyor. Bakü-Tiflis-Ceyhan’dan TANAP’a kadar Türkiye kesintisiz enerji akışının en güvenilir koridorudur. Üçüncüsü, ticaret koridorları değişiyor. Asya’yı Avrupa’ya bağlayan orta koridor ve Körfezi Avrupa’ya bağlayan Kalkınma Yolu Türkiye’de kesişiyor. Dördüncüsü yeniden imar dönemi başlıyor. Bölgemizde yollar, limanlar, enerji santralleri, konutlar, fabrikalar yeniden inşa edilecek. Türk müteahhitlik sektörü zor coğrafyalarda iş yapma tecrübesiyle bu sürecin en hazırlıklı aktörüdür. Beşincisi savunma ve ileri teknoloji. NATO standartlarında üretim yapan savunma sanayimiz, müttefiklerimizin tedarik güvenliğine katkı sunacak kapasiteye ulaştı. Ülkemizin bu dönüşüm fırsatlarından faydalanması için nisan ayında dünyanın en rekabetçi yatırım paketlerinden birini hayata geçirdik. Washington ve New York’taki yatırım ve finans ofislerimiz başta olmak üzere dış temsilciliklerimiz her zaman sizlere desteğe hazırdır.”
Erdoğan, Türk-Amerikan ilişkilerinin güçlendirilmesi için gösterdikleri çabalardan ötürü iş insanlarına teşekkür etti.
Son Dakika! İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan BM kürsüsünde: Asla diz çökmeyeceğiz
THY ve Boeing arasında dev anlaşma! İmzalar ABD’de Erdoğan’ın huzurunda atıldı…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan BM İklim Zirvesi’nde COP31 vurgusu

BM Genel Merkezi’nde ‘İklim Etkinliği’ programında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları şöyle oldu:
İklim hedeflerimizi toplumsal ve ekonomik gerçeklerle buluşturamadığımız her öneri başarısızlığa mahkum olacaktır.
(İklim hedefleri) Finansman ve teknolojiye erişimdeki eşitsizlikler sürerken, bütün ülkelerden aynı hızla ilerlemelerini beklemek gerçekçi değildir.
İklim hedefleriyle kalkınma ve refah arasında güçlü bir bağ kurabildiğimiz ölçüde adil geçişi de kalıcı hale getirebiliriz.
Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz yıl yine burada Türkiye’nin COP31 başkanlığına talip olduğunu ifade etmiştim. Bu yıl COP31’i 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenleyeceğiz.
Bu buluşmanın iklim değişikliğine dair aldığımız kararların uygulamaya geçtiği bir etkinlik olması için çalışıyoruz.
Avustralya ile birlikte farklı coğrafyaların beklentilerini gündeme taşıyacak bir anlayışla hazırlıkları yürütüyoruz.
Fiji’de düzenlenecek, bir COP’un ve Tuvalu’daki liderler buluşmasının Pasifik ülkelerinin seslerinin duyurulmasına vesile olacağına inanıyorum.
Kıymetli katılımcılar, son 11 yıl, son bir yıl kayıtlara geçen en sıcak dönem oldu. Nepal’de meydana gelen sel felaketi artık kaybedecek vaktimiz olmadığını çok acı bir şekilde gösterdi.
Bu vesileyle ülkem ve milletim adına Nepal halkına bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi ifade ediyorum.
Malumunuz Paris Anlaşması’nın ilk 10 yılında ortak hedeflerimizi belirlemiştik. İkinci 10 yılın başarılı olabilmesi için geçtiğimiz sene önemli kararlar aldık.
Antalya’da çok daha fazlasını başarmak durumundayız. İddia ile imkanı, hedef ile uygulamayı birbirine yaklaştırmalıyız. COP31 vizyonumuzu uygulama COP’u anlayış itibariyle inşa ettik.
Bilhassa elektrifikasyon ve sıfır atık gibi öncelikli alanlarda 2035’e giden süreçte yeni hedefleri belirledik. Sizlerden bu gündeme güçlü destek vermenizi bekliyoruz.
Değerli dostlarım, iklim hedeflerimizi toplumsal ve ekonomik gerçeklerle buluşturamadığımız her öneri başarısızlığa mahkum olacaktır.
Ülkelerin refahını güçlendirecek adımların kendi şartları, imkanları, kalkınma öncelikleri doğrultusunda şekillenmesi gerekiyor.
Finansman ve teknolojiye erişimdeki eşitsizlikler sürerken bütün ülkelerden aynı hızla ilerlemelerini beklemek gerçekçi değildir.
İklim hedefleri ile kalkınma ve refah arasında güçlü bir bağ kurabildiğimiz ölçüde adil geçişi de kalıcı hale getirebiliriz.
Bu düşüncelerle toplantımızın hayırlı olmasını diliyor, sizlerle Antalya’da tekrar bir araya gelme temennisiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
New York’ta kritik zirve! Türkiye ve Irak anlaştı: Terörsüz bölge için kritik adım
Son Dakika! İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan BM kürsüsünde: Asla diz çökmeyeceğiz
…

Komşusunun kapısını matkapla deldi! Yaşadığı korkuyu böyle anlattı: Evden çıkamaz hale geldiler

Olay, saat 17.30 sıralarında, Ege Mahallesi’ndeki bir apartmanda meydana geldi.
Binada tek başına yaşayan Hurisimal Ç. adlı kadın, iddiaya göre tartıştığı komşusunun kapısını matkap ve sert cisimlerle vurarak kırdı.

KIZINA ULAŞILDI
İhbar üzerine adrese polis ekipleri sevk edildi. Polisin yürüttüğü çalışmada komşusunun kapısına zarar veren Hurisimal Ç.’nin kızına ulaşıldı. Kısa sürede adrese gelen kızı, kendisini evine kilitleyen annesini polis nezaretinde ikna etmeyi başardı.

DAHA ÖNCE DE YUMRUKLADI
Evinden çıkan Hurisimal Ç., ifadesi alınmak üzere emniyet güçlerince polis merkezine götürüldü. Yapılan incelemede, kadının komşusunun kapısını daha önce de yumrukladığı belirlendi. Polisin olayla ilgili soruşturması sürüyor.

“EŞİM VE ÇOCUĞUM DIŞARI ÇIKAMIYOR”
Evine saldırılan Musa Efe, “Gece- gündüz demeden gelip kapımızı vuruyor, bağırıp huzursuzluk çıkarıyor. Eşim ve çocuğum korkudan evden dışarı çıkamaz hale geldi. Ben de ailemi evde yalnız bırakamadığım için işe gidemiyorum. Evimizde huzur kalmadı” diyerek yaşananlara tepki gösterdi.

Yaylada can pazarı! Çok sayıda koyun telef oldu…

Kaşif Kozinoğlu soruşturmasında kritik gelişme! Kurtlar Vadisi senaristi tutuklandı

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin yeniden başlatılan soruşturma kapsamında, “Kurtlar Vadisi” senaryosuna dahli olduğu tespit edilen eski emniyet müdürü Bayram Özbek’in tutuklandığını bildirdi.
İlginizi Çekebilir
Başsavcılıktan yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Cumhuriyet Başsavcılığımızca Kaşif Kozinoğlu’nun öldürülmesi olayı ile ilgili olarak yürütülmekte olan soruşturma kapsamında, meydana gelen olayla ilişkili olarak ‘Kurtlar Vadisi’ dizisinin senaryosuna dahli olduğu tespit edilen şüpheli Bayram Özbek’in üzerine atılı bulunan ‘silahlı terör örgütü kurma veya yönetme’ ile ‘kasten öldürmeye azmettirme’ suçlarından dolayı Silivri Sulh Ceza Hakimliğinin kararıyla tutuklanmasına karar verilmiştir.”
Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) “Tahşiyeciler grubuna” kumpas kurduğu gerekçesiyle açılan davada, eski emniyet müdürü Bayram Özbek’e “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan verilen 12 yıl hapis cezası, 2021 yılında Yargıtay tarafından onanmıştı.
KOZİNOĞLU’NU CANLANDIRAN OYUNCU SEDAT SAVTAK İFADE VERDİ
Silivri Cezaevi’nde 2011 yılında hayatını kaybeden eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin yeniden yürütülen soruşturma kapsamında, ‘Kurtlar Vadisi Pusu’ dizisinde Kozinoğlu’ndan esinlenildiği öne sürülen ‘Kazım Kaşifoğlu’ karakterini canlandıran oyuncu Sedat Savtak, ‘bilgi sahibi’ sıfatıyla ifade verdi.

Silivri Adliyesi’ndeki ifadesi yaklaşık 2 saat süren Savtak basın mensuplarına açıklamalarda da bulundu.
Oyuncu Sedat Savtak, “Öncelikle oyuncu olarak bir oyuncunun herhangi bir rolde, sinema, dizi ya da tiyatroda da olsa, elbette dürüst yaklaştığı yüreğiyle ben de bu diziye, Kurtlar Vadisi’ne tüm gücüm ve yüreğimle, bütün yaşamışlığımla, öğrendiklerimle diğer oynayan yüzlerce, binlerce oyuncu arkadaşlarımla, birçoğu da arkadaşım, büyüklerim, küçüklerim, onlar da aynı düşüncelerle bu karakterleri canlandırdık. Elimizden gelen en iyi oyunculuğumuzu hepimiz verdik. Sayın savcım gereken soruları elbette yöneltti, ben de gereken cevapları verdim. Onunla yaptığım görüşmem, onunla kalacaktır muhakkak. Bilmiyordum. Böyle bir karakter, öncelikle zaten bizim başlangıç aşamasında sözleşme yaptığımız aşamada, rolün içeriği ya da gelişimi hakkında bilgiler almayız. Bunlar tamamen senaryoyla beraber gelişecek ve halkın izleyişiyle yazılacak konulardır. Ne kadarı ne kadardır; ne kadarı değildir; ne kadarı gerçektir ya da değildir. Bizim en başta öncelikle zaten bir hüküm vermemiz sözkonusu değil, bir sözleşmemizi alıyoruz ve bu sözleşmenin gerektirdiklerini yapmak zorundayız. Bilirsiniz o sözleşmeler çok kalın olmamakla beraber düşünsel ve fikirsel ebatlarda yerli ve yeterincedir. Emin Abi gibi, bana da sorular, diziyle ilgili gereken sorular, gerektiği yerlerdeki sorular soruldu. Ben de bütün içtenliğimle yanıtladım hepsi” dedi.
‘OYUNCULUĞUMLA DEĞERLENDİRDİM’
Savtak’a o dönem senaryo, senaristler ya da yapımcı hakkında bir şüphesi olup olmadığının sorulması üzerine, “Hayır, öyle bir gözlemim yok. Benim bilgilerim, bana verilen senaryoda ne yazıyorsa nasıl gelecek ve nasıl aktarmam gerekiyorsa sette, nasıl sunulduysa ben de oyunculuğumla değerlendirdim. Öyle bilgiler de bize verilmez. Bir hayal gücünden midir, neredendir. İyidir, bunu halkımız gayet iyi değerlendirmiştir” yanıtını verdi.
DOĞU PERİNÇEK İFADE VERDİ
Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Doğu Perinçek’in “bilgi sahibi” sıfatıyla ifadesine başvuruldu.
Son dakika… Mansur Yavaş’ın ardından peş peşe istifalar! Ankara’da bir belediye başkanı daha kararını verdi
Son Dakika! İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan BM kürsüsünde: Asla diz çökmeyeceğiz…