Yemen ordusu: Operasyonlarla Husilere ait askeri unsurlar etkisiz hale getirildi

Yemen ordusu: Operasyonlarla Husilere ait askeri unsurlar etkisiz hale getirildi

Yemen resmi haber ajansı SABA’ya göre, Yemen Ordusu Sözcüsü Macid en-Nuzeyli yaptığı açıklamada, “Güçlerimiz, son 24 saat içinde Husilerin askeri takviyelerine ve kapasitelerine yönelik 414 hassas hedef alma operasyonu gerçekleştirdi.” ifadelerini kullandı.

Nuzeyli, “Hükümet güçlerinin bu hedef almalarda çeşitli cephelerde modern ve farklı imkanlar kullandığını” belirterek, operasyonların Husilere ait çok sayıda unsur ve teçhizatı etkisiz hale getirdiğini kaydetti. Husilerden söz konusu açıklamalara ilişkin henüz bir değerlendirme yapılmadı. Yemen, Husilerin Eylül 2014’te başkent Sana ve bazı vilayetleri kontrol etmesinin ardından başlayan iç savaşa sahne oluyor. Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu Mart 2015’ten bu yana uluslararası toplumca tanınan Yemen hükümetine destek veriyor.

Taiz, Marib, El-Cevf, El-Beyda ve Lahic cepheleri, Nisan 2022’deki ateşkesin ardından yaşanan görece sakinliğin sonrasında, Temmuz 2026 başında başlayan çatışmaların en geniş kapsamlılarına sahne oluyor.Eylül ayı boyunca çatışmaların şiddeti artarken Husilerin, stratejik El-Muha kenti ve Babulmendeb Boğazı’ndaki Meyyun Adası dahil Hudeyde ve Taiz vilayetlerindeki bazı kritik noktaların kontrolünü ele geçirdiği belirtiliyor.

‘AK Parti adı gibi aktır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan: Nefsine yenik düşenle vedalaşırız
SON DAKİKA | Fatma Betül Sayan Kaya ve İlyas Kaya’nın mal varlıklarının dondurulması talep edildi
  • İlgili Gönderiler

    ‘İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü’ davasının 89. duruşması sona erdi

    İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda görülen duruşmada, tutuksuz sanık organizasyon firması sahibi Serkan Yıldız savunma yaptı.
    Sanık Yıldız savunmasında, ihalesine girdiği birçok işi alamamaya başladığını söyleyerek, “Bu yüzden de sektörden birçok kişiyle de dert yanardım. Bana bu işlerin Emrah Bağdatlı’dan geçtiğini piyasadan diğer alt taşeronlardan söylediler. Bu süreçte Emrah Bağdatlı tarafından yönlendirildiğini söyleyen Eyüp isimli kişi ile WhatsApp üzerinden telefon görüşmem oldu. Eyüp isimli kişinin bana ulaştığı numarayı avukatım dosyaya sunacaktır.” dedi.
    İlginizi Çekebilir
    Bu kişinin Kültür AŞ çalışanı olduğunu düşündüğünü ifade eden Yıldız, şu beyanda bulundu: “Çünkü ne kadar alacağım olduğuna kadar tüm ticaretime hakimdi. Bana fatura gönderdiler. Ben de alacağımı ve ticaretimi riske atmak istemedim, ödedim. Fatura karşılığında da tarafıma hiçbir mal, hizmet teslim edilmedi. Hatırladığım kadarıyla Ağustos 2024 gibi aranıp, ağustos sonu ve eylül sonunda tarafıma gelen faturalara istinaden 75 bin lira ile 58 bin liralık ödeme yaptım. O tarihte ne kadar yüksek meblağda alacağım olduğunu isterseniz eğer Kültür AŞ’nin muhasebe kayıtlarından temin edebilirsiniz. O tarihte Kültür AŞ’den 15 milyondan fazla alacağım oluşuyordu. Ben bu işlemi ticari faaliyetime devam edebilmem için mecbur kaldığımdan yaptım. Şirketime giren çıkan, aldığım işlere bakıldığında da anlaşılacaktır.”
    Yıldız, “Burada benim gibi ödeme yapan diğer şirketler ile ilgili aynı ifadeleri vermişler. Savcı tarafından sanki yapay zeka ile oluşturulmuş gibi iddialar dönüyor. Ancak şirketlerin başına da aynı olaylar gelmiş. İş alabilmek, ödemelerini alabilmek için bu ödemeleri yapmışlar.” ifadelerini kullandı.
    “HER BİRİ KENDİ ALANINI KORUYORDU”
    Tutuksuz sanıklardan İBB çalışanı harita mühendisi Yakup Öner savunmasında, örgüt üyeliği suçlamalarını reddederek, kurum içerisinde başkana bağlı olarak çalışan resmi danışman unvanına sahip her biri farklı alanlarda yetkili üç isimin bulunduğunu, bunların Ertan Yıldız, Murat Ongun ile Yiğit Oğuz Duman olduğunu söyledi.
    Belediyede kişilerin belirli görev ve yetki alanlarına sahip olduğunu, belli birimlerin danışmanlara bağlı hareket etmesi suretiyle oluşturulduğunu aktaran Öner, herkesin kendi alanında hareket ettiğini, gerektiğinde bu alanların birbirine bağlandığı bir işleyiş söz konusu olduğunu anlattı.
    Öner, kendisinin hiçbir zaman yönetim toplantılarına katılmadığını, bunların hiçbirine mensup veya bağlı çalışan biri olmadığını savundu. Belediye içerisinde Fatih Keleş, Murat Ongun ve Ertan Yıldız’ın farklı yetki alanları bulunduğunu belirten Öner, “Her biri kendi alanını koruyor, birbirlerinin alanına doğrudan müdahale etmiyorlardı. Ancak ihtiyaç olduğunda bu alanlar birbirine temas ediyordu. Belediye dışında ise Murat Gülibrahimoğlu, Adem Soytekin gibi isimlerin bu yapının dış bağlantıları içerisinde yer aldığını duyuyordum. Dışarıda başka birileri var ise de benim bu isimlere ilişkin net bir bilgim yoktur. Özellikle Murat Gülibrahimoğlu’nun hafriyat işlerini İbrahim Bülbüllü ve Fatih Keleş ile birlikte yürüttüğünü duyuyordum. Ben bunlardan biri değilim.” ifadelerini kullandı.
    Sanık Öner, hiçbir zaman da toplantılarında bulunmadığını söyleyerek “Kurum içi işleyişte temel çalışma biçimi şuydu, bir iş veya konu gündeme geldiğinde işin niteliği ve ilgili olduğu alan dikkate alınarak ilgili kişi devreye giriyor, belediye içerisinde karar ve yetki mekanizmaları ile dışarıdaki kişi ve şirket ilişkileri bu süreçte birbirini tamamlıyordu. Bu nedenle farklı kişiler ve farklı işler gibi görünmesine rağmen bunların tamamen birbirinden bağımsız olduğunu düşünmüyorum. Aralarında görev ve yetki paylaşımı bulunan, gerektiğinde birbirleriyle koordinasyon sağlayan bir düzen olduğunu düşünüyorum.” beyanında bulundu.
    İhale süreçlerinde bazı firmalarla görüşmeler yapıldığını ve ihale bedeli üzerinden yaklaşık yüzde 7-10 oranında pay talep edildiğini, bazı firma sahiplerinin kendilerinden öğrendiğini söyleyen Öner, “Ancak ben bu işlerin içerisinde de yer almadım. Bu nedenle bilgim öğrendiklerimden ibarettir. Seçim döneminde belediyeye iş yapan bazı firmalardan kart, nakit veya benzeri taleplerde bulunulduğunu öğrendim. Para işlerinin takibinin Fatih Keleş tarafından yürütüldüğünü ve kimlerden ne miktarda para alındığını bilen kişinin de kendisi olduğunu anladım.” ifadelerini kulladı.
    Öner, kendisinin Fatih Keleş’e bağlı çalışan biri olmadığını belirterek şunları kaydetti: “Başkanın Fatih Bey’e yönlendirdiği sınırlı sayıda konu dışında kendisiyle bir bilgi paylaşımım olmadı. Benim gördüğüm kadarıyla çok sayıda danışman bulunmasına rağmen fiilen etkili olan yalnızca üç danışman ve bir kişi vardı. Kişilerin belirli alanlardan sorumlu olduğu, bu alanların gerektiğinde birbiriyle bağlantılı şekilde çalıştığı ve bazı işlerin bu organizasyon içerisinde yürütüldüğü bir yapı bulunmaktaydı. Ben bu işte kişilerin hiçbirinde yoktum. Dolayısıyla bana ‘Sen bu işin neresindesin?’ diye sorarsanız şu şekilde açıklayabilirim, Başta da söylediğim gibi ben sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı teknik danışmanlığı yapan bir kamu görevlisiyim.”
    Hakkındaki irtikap suçlamasını reddeden sanık Öner, menfaat karşılığında iş yaptırma şeklinde bir senaryo kurulmasının hem görev ve yetki sınırları hem de hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savundu.
    Yasal mevzuatlar kapsamında hareket ettiğini söyleyen Öner, kendisi veya üçüncü kişiler adına bir menfaatte bulunmadığını öne sürdü. Öner, iddianamedeki olaylara ilişkin detaylı anlatımlarda bulunarak, rüşvet iddialarını reddetti.
    SANIK ÖNER’İN ÇAPRAZ SORGUSU
    Sanık Öner, Mahkeme Başkanı Selçuk Aylan’ın, daha önceki etkin pişmanlık ifadelerinin doğru olup olmadığını sorması üzerine, beyanlarının arkasında olduğunu söyledi.
    Başkan Aylan’ın, “Gülaylar konusu var. ifadenizde şöyle bir husus geçiyor, bu 22 milyon dolar. Yaklaşık 22 milyon dolar civarında bir maliyeti olduğundan bahsettiniz. Gülaylar bunu kabul etmedi. Bunun üzerine bu durumu Ekrem İmamoğlu’na arz ettiğinizde, ‘Başkan bir şey vermeden bu imarı alamazlar.’ dedi demişsiniz.” şeklindeki beyanını hatırlatması üzerine Öner de “Doğrudur.” dedi.
    Sanık Öner, Başkan Aylan’ın, “Bunun üzerine Gülaylar grubuyla yapılan protokol neticesinde yaklaşık 5 bin metrekare net konut alanın İBB’ye bırakılması üzere şartlı bağış protokolü imzalandı. Bu kısmı teyit ettiniz beyanlarınızda, doğru mudur?” sorusuna da “Doğrudur. Savcılık ifadelerimin arkasındayım.” cevabını verdi.
    Sanık Öner, iş insanı Mehmet Faruk Baştürk’ün aldığı otelin onarım ruhsatı için kreş yapımına 13 milyon lira vermesi olayıyla ilgili mahkeme başkanın sorusuna, şu yanıtı verdi:
    “Zaten adamın nakit vereceği belliydi. Ben adam nakit vermedi demiyorum. Ben de aynı şekilde verdiğini biliyorum. Yani bu konuda çok net. 13 milyon lirayı Süleyman Atik’le görüşüp, o işten yürüttüğünü biliyorum ama 2 taksit mi verdi, 3 taksit mi verdi, birini mi kendi aldı, üçünü mü kendi aldı, o detayları ben bilmiyorum. Başkanın beni görüşmelere yönlendirdiği hususunun altını çizerek belirteyim. Benim yaptığım görüşmelerin detaylarını teknik bilgi birikimim, tecrübem ve yasal mevzuat çerçevesinde başkana iletmek. Buradaki mevzum daha çok konuyu anlamak, anladıktan sonra başkana iletmekti. Başkana ilettiğimde de başkanımız ‘Zaten ben böyle bir görüşme yaptım. Bu konuyla ilgili Mehmet Faruk Baştürk’le bir görüş. Bu konuya ilişkin benim talebimi bir iletin. Yani ben Malatya’da kendisinin bir hayır yapmasını istiyorum. Çünkü Malatya kendi memleketi. İstanbul’a da yapmasın, Malatya’ya yapsın.’ dedi. Ben de bunu iletmek için gittim aslında.”
    Başkan Aylan’ın “Hukuka uygun her talep geldiğinde neden böyle kilitlenip de bir kamu yararına talepte bulunuluyor? Adam hayır yapmak istese kendi yapar zaten.” demesi üzerin sanık Öner, “Bizim buradaki taleplerimiz, işle bağış arasında bir illiyet ilişkisi kurarak, bir bağlantı kurarak yürütmekten ziyade yani hazır buraya gelmişken bir talepte bulunalım. Aslında hani karşılıklı ama bizimki gerçekten karşılıklı rızaya ilişkin yürüyor.” ifadelerini kullandı.
    “YILLIK 100 BİN DOLAR GAYRİRESMİ MAAŞ” İDDİASI
    Sanık Öner, Cumhuriyet savcısının, “Fatih Keleş’in yürütme yetkisi var mı belediye adına?” sorusuna, “Fatih Bey’in resmi yetkisi Spor AŞ Genel Müdürlüğü ya da Yönetim Kurulu Başkanlığı. Tam ünvanını bilmiyorum ancak meseleleri yürütmeye yasal olarak yetkisi yoktu.” yanıtını verdi.
    Cumhuriyet savcısı, sanık Öner’e şu soruyu yöneltti:
    “Sorumlu olduğunuz eylemlerdeki mali verilere baktım. Bağış diye nitelendiriyorsunuz. Aşağı yukarı 49 milyon dolar gibi bir bağıştan bahsediyoruz. Buraya Hüseyin Bozkurt geldi hastane sahibi. Ondan istenen bir bağış var yine. Mesela bu şahıs bu bağışı, hani bağıştan ziyade haraç diye nitelendirdi. Bu istenen 50 milyon dolarlık bağışlarla ilgili bu kişilerden hiç size böyle dönüşler oldu mu? Yani ‘Böyle bir bağış mı olur?’ diye. Herkesin bir şekilde belediyeyle bir işi var. Bağış dediğin gönüllü bir şeydir baktığın zaman. Hani saygı, takdir bulunur yani bir talep olmaksızın ama sürekli kişilerin belediyeyle bir işi var, haklı veya haksız talepleri ve sürekli bir bağış. Bağış dediğin 50 milyon dolardan bahsediyoruz, ciddi bir rakam. Burada birçok savcılık da dosya üzerinden bu süreçleri bağıştan ziyade irtikap veya rüşvet diye değerlendirdi. Bu bağışlara ilişkin süreçlerde, Ekrem Bey’le yaptığınız görüşmelerde bu tarz tepkiler geldiği zaman kendisine ilettiniz mi hiç?”
    Öner de bu soruya, “Yani ‘Nasıl böyle bir şey teklif ederler?’ şeklinde bir tepkiyle karşılaşmadım. Sadece bana ‘Bu konuyu Fatih Bey’e ilet.’ dedi, ben de Fatih Bey’e ilettim.” yanıtını verdi.
    Savcının, “İfadenizde ‘Fatih Keleş para işlerinin takibini yapan.’ şeklinde beyanınız var.” demesi üzerine sanık Öner, “Evet doğrudur.” dedi. Cumhuriyet savcısının, “Bir 100 bin dolar meselesinden bahsetmişsiniz. Ekrem İmamoğlu ile yaptığınız şifahi anlaşmayla yıllık 100 bin dolar gayriresmi maaş almışsınız. Bu maaş işi nasıl oldu? Elden mi verdi?” sorularını da Öner, “Şimdi ben dışarıda iş yapan bir personelim evvelden, şirketimin olduğu zamanlarda. Şimdi doğal olarak kendinize göre belli bir yaşam standardı oluşturuyorsunuz. Bu standartları kurumda devam et denildiğinde değiştiremiyorsunuz. Dolayısıyla ben de böyle bir talepte bulunmuştum. Kendisi de sağ olsun beni kırmadı ama hani bu tamamen yaptığım işin şekline, niteliğine bağlı olmaksızın yıllık 100 bin. Yani bu bir maaş. Elden aldım. Poşette alıyordum.” şeklinde cevapladı. Duruşma, sanık Öner’in çapraz sorgusuna devam edilmek sabah saatlerine ertelendi.
    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den ‘Fon soruşturması’ açıklaması: Alınan kararları destekliyoruz
    ‘AK Parti adı gibi aktır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan: Nefsine yenik düşenle vedalaşırız…

    SON DAKİKA HABERLERİ: Süresiz nafaka kaldırıldı mı? Süresiz nafaka kararı yürürlüğe girdi mi?

    Anayasa Mahkemesi’nin boşanan eşe süresiz nafaka verilmesine ilişkin düzenlemeyi iptal eden kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.
    30 HAZİRAN 2027’DE YÜRÜRLÜĞE GİRECEK
    Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’ndaki süresiz yoksulluk nafakası düzenlemesini Anayasa’ya aykırı buldu. Mahkeme, Kanun’un 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresini iptal etti. Karar bugün Resmi Gazete’de yayımlandı. İptal hükmü dokuz ay sonra, 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecek.
    Kararla yoksulluk nafakası kaldırılmadı. İptal edilen yalnızca nafakanın süresiz olmasını öngören ibare. Mahkemeye göre nafakanın süresi her olayın kendi şartlarına göre hakim tarafından belirlenebilmeli. Hangi durumlarda ömür boyu nafakaya hükmedileceği de kanunda açıkça yazmalı. Mahkeme, yasal boşluk oluşmaması için dokuz aylık süre tanıdı. Bu süre içinde TBMM’nin yeni kuralları belirlemesi bekleniyor.
    Yoksulluk nafakası nedir? TMK 175. maddede süresiz nafaka nasıl düzenleniyordu?Yoksulluk nafakası, boşanma yüzünden geçim sıkıntısına düşen eşe diğer eşin yaptığı düzenli ödemedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesine göre boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen taraf, kusuru daha ağır olmamak şartıyla bu nafakayı isteyebiliyor. Nafaka, ödeyecek kişinin mali gücü oranında belirleniyor. Maddeye göre nafakayı ödeyecek kişinin kusurlu olması da gerekmiyor.
    Kanunda “yoksulluk” kelimesinin tanımı yok. Yargıtaya göre yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarını karşılayacak geliri olmayan kişi yoksul sayılıyor.
    Nafaka bugünkü sistemde ancak belirli hallerde sona eriyor. Nafaka alan kişi yeniden evlenirse ya da taraflardan biri ölürse nafaka kendiliğinden kalkıyor. Alacaklının evlenmeden biriyle evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi halinde ise nafaka mahkeme kararıyla kaldırılıyor. Bu durumlar gerçekleşmedikçe nafaka borcu ömür boyu sürebiliyor.
    SÜRESİZ NAFAKA KURALI 1988’DE GETİRİLMİŞTİ
    Eski Medeni Kanun’un ilk halinde yoksulluk nafakası bir yılla sınırlıydı. Bu süre sınırı 1988’de 3444 sayılı Kanunla kaldırıldı ve nafakanın süresiz istenmesinin önü açıldı. 2001’de yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu da aynı düzenlemeyi korudu.
    ANTALYA 12. AİLE MAHKEMESİ SÜRESİZ NAFAKAYI ANAYASA MAHKEMESİNE TAŞIDI
    Kural, bir boşanma davasına bakan Antalya 12. Aile Mahkemesinin itirazı üzerine Anayasa Mahkemesinin gündemine geldi. İtiraz yolunda, davaya bakan mahkeme uygulayacağı kuralı Anayasa’ya aykırı bulursa Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Aile Mahkemesine göre süresiz nafaka, ödeme yükümlülüğünü kişinin hayatının sonuna kadar uzatabiliyor. Bu da kişinin yeniden evlenmesine, mülk edinmesine ve yeni çocuklarını korumasına engel oluyor. Mahkeme, kuralın özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde sınırladığını ileri sürdü.
    ANAYASA MAHKEMESİ 2012’DE SÜRESİZ NAFAKAYI ANAYASA’YA UYGUN BULMUŞTU
    Anayasa Mahkemesi aynı ibareyi daha önce de incelemişti. O dosyada itiraz yoluna Kestel Asliye Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesi sıfatıyla başvurmuştu. Mahkeme, başta 2. ve 10. maddeler olmak üzere kuralın Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürmüştü. Anayasa Mahkemesi 17 Mayıs 2012 tarihli kararıyla bu talebi reddetti. O dönem 17 üyeden oluşan Mahkemede yalnızca bir üye karşıoy kullanmıştı. 2012 kararında süresizliğin, nafaka alacaklısının her durumda ölünceye kadar nafaka alacağı anlamına gelmediği belirtilmişti. Mahkemeye göre kanun koyucunun amacı, yoksulluğa düşen eşin şartlar devam ettiği sürece desteklenmesi ve asgari yaşam ihtiyaçlarının karşılanmasıydı. Kararda yoksulluk nafakasının amacının alacaklıyı zenginleştirmek olmadığı da vurgulanmıştı. Mahkeme, süresiz nafakayı sosyal hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak görmüştü.
    SON DAKİKA | Fatma Betül Sayan Kaya ve İlyas Kaya’nın mal varlıklarının dondurulması talep edildi
    ‘AK Parti adı gibi aktır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan: Nefsine yenik düşenle vedalaşırız…

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Kaçırdın

    Yemen ordusu: Operasyonlarla Husilere ait askeri unsurlar etkisiz hale getirildi

    Yemen ordusu: Operasyonlarla Husilere ait askeri unsurlar etkisiz hale getirildi

    Kayseri’de 10 katlı binada yangın paniği

    Kayseri’de 10 katlı binada yangın paniği

    Küçükçekmece’de elektrik akımına kapılan köpek öldü

    Küçükçekmece’de elektrik akımına kapılan köpek öldü

    Tuzla Belediye Başkanı Bingöl’den, ilçede iki mahallede oluşan koku şikayetine ilişkin açıklama

    Tuzla Belediye Başkanı Bingöl’den, ilçede iki mahallede oluşan koku şikayetine ilişkin açıklama

    Ataşehir’de CHP’li 6 belediye meclis üyesi AK Parti’ye katıldı

    Ataşehir’de CHP’li 6 belediye meclis üyesi AK Parti’ye katıldı

    ‘İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü’ davasının 89. duruşması sona erdi

    ‘İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü’ davasının 89. duruşması sona erdi