Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Terörsüz Türkiye” süreciyle ilgili bugün yasa teklifinin verilmiş olmasıyla, 2 yıllık sürecin en önemli aşamasına gelindiğini bildirdi.
Çelik, parti genel merkezinde Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu.
MKYK toplantısında Teşkilat Başkanı Ahmet Büyükgümüş, Kadın Kolları Başkanı Tuğba Işık Ercan ve TBMM AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler’in sunumlarının olacağını belirten Çelik, partinin 14 Ağustos’ta kutlanacak 25. kuruluş yıl dönümü hazırlıklarını da Tanıtım ve Medya Başkanı Faruk Acar’ın koordinasyonunda güçlü şekilde sürdürdüklerini ifade etti.
Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarının alındığını anımsatan Çelik, bugüne kadar görev yapan ve görevden ayrılan bütün askerlere, komutanlara teşekkür etti, yeni göreve gelenleri ve yeni rütbe alanları da tebrik etti.
Çelik, YAŞ kararlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki kadın general sayısının artmasının “sevindirici” olduğunu belirterek, “Bütün kuvvetlerimizde kadın general sayısının artmasının, Türk ordusunun niteliğini göstermesi ve kadınlarımızın da yüksek rütbelerde bulunmasının Cumhuriyet’in bir kazanımı olarak değerlendirilmesi bakımından son derece önemli olduğunun altını çizmek isterim. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’ne her zamanki gibi başarılar diliyoruz.” dedi.

“SÜRECİ BAŞARIYA ULAŞTIRMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLERLE İLGİLİ TALİMATLAR VERDİ”
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın MKYK toplantısının açılışındaki konuşmasında, “Terörsüz Türkiye” konusuna değindiğini aktaran Çelik, “Şimdiye kadar yaptığımız çalışmaların bugün geldiği nokta ve bundan sonrasında da inşallah bütün bu süreci başarıya ulaştırmak için yapılması gerekenler, ortaya koyulması gereken tavırlar, kullanılması gereken üslup, Cumhur İttifakı’nın birlik ve dirliği açısından ilgili talimatları verdiler. Aynı şekilde bu konuyla ilgili devlet kurumlarının koordinasyonu bakımından talimatlarını tekrar hatırlattılar. Bugün yasa teklifinin verilmiş olmasıyla birlikte 2 yıllık bir sürecin en önemli aşamasına gelinmiş oldu.” diye konuştu.
Çelik, Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın son derece büyük riskler ve tehditlerle dolu olduğuna işaret ederek, şu ifadeleri kullandı:
“Tüm bunların arkasında birtakım siyasi projeler de var, ülkemizi yolundan çevirmeye çalışan, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne kastetmeye çalışan. Bütün bunlar karşısında şimdiye kadar Türkiye Cumhuriyeti, bütün unsurlarıyla beraber milletimizin desteğiyle en güçlü mücadeleyi verdi. Her türlü darbe girişiminden tutun, birtakım emperyalist ve siyonist projelerin ülkemize musallat olan kötü niyetlerine kadar her şey, kahraman şehitlerimizin ve gazilerimizin büyük fedakarlıklarıyla engellendi.”
Şehitlere Allah’tan rahmet dileyip gazilere hürmetlerini sunan Çelik, “Onları her zaman hatırımızda tuttuğumuzu, her zaman gündemimizde olduklarını ifade etmek isterim.” şeklinde konuştu.

“KURALLI DÜNYA DÜZENİ SONA ERMİŞ, KURALSIZ DÜNYA DÜZENİNE GEÇİLMİŞTİR”
“Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge” süreci için çok emek sarf edildiğini, pek çok çalışma yapıldığını dile getiren Çelik, şöyle devam etti:
“Esasında ‘Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge’ hedefi, etrafımızdaki gelişmeleri çok iyi izlediğimizde, yakın bölgemizde emperyalistlerin, siyonistlerin hangi kirli planları, bölgeyi parçalamaya, bölge insanlarını birbirine düşürmeye dönük hangi şer şebekelerini devreye soktuğunu düşündüğümüzde, Türkiye Cumhuriyeti’nin köklü devlet aklının, siyasette, Meclis’te ve diğer alanlarda tecelli eden siyaset aklının, milletimizin değerlerinin, irfanının, basiretinin bir neticesi olarak ortaya çıktı. Bölgemizdeki bütün bu gelişmeleri birlikte değerlendirdiğimizde, özellikle son 10 yıla odaklandığımızda, göreceğimiz şey şudur, kurallı bir dünya düzeni sona ermiştir, kuralsız bir dünya düzenine geçilmiştir. Kaotik bir şekilde ortaya çıkan bu tablo neticesinde dünyanın bütün dikişleri sökülmektedir.”
Çelik, Sykes-Picot Anlaşması rejiminin bölgede değişmesi gerektiğine dair tartışmaların, Batılı bazı odaklar, düşünce kuruluşları tarafından başlatıldığını anımsatarak, şöyle konuştu:
“O zaman bakıldı ki aslında Sykes-Picot’un bölgeye getirdiği yanlışlıkların ve zararların giderilmesini amaçlayan bir yaklaşım değil bu. Tam tersine daha çok bölünmüş, parçalanmış, etnik ve dini temelde birbiriyle daha kavgalı hale gelmiş bir bölgenin ortaya çıkmasını istiyorlar. Bununla ilgili olarak birçok diplomasi yürütüldü. Arap Baharı’ndan başlayarak Türkiye, bu dalgaların geldiğini görerek, çok büyük çalışmalar yaptı. Mesela Arap Baharı zamanında da bazı ülkelerdeki halkların meşru tepkilerini, o devletlerin kurumlarını, devlet kapasitesini yok edecek şekilde yönlendirdiler. O zaman da uyarımızı yapmıştık ve bölgede buna karşı yeni bir kardeşlik siyaseti atağı başlatmıştık. Onun sabote edilmesi için de çeşitli büyük güçler devreye girmişti, birtakım istihbarat örgütleri doğrudan vekalet savaşlarını terör örgütleri yoluyla devreye sokmuştu.”
“MESELENİN SAHİBİ 86 MİLYON VATANDAŞIMIZDIR”
Son 3-5 yıla bakıldığında çok daha sert bir dalganın, kötü bir planın devreye sokulduğunu gördüklerini hatırlatan Çelik, şunları kaydetti:
“Ama günün sonunda şu oldu, yine terör örgütleri üzerinden yükseltilen bütün bu dalgalar, bölge halklarının daha çok acı çekmesine yol açtı. Türk, Kürt, Arap, Sünni, Şii, Ezidi, Keldani acı çekti. Tüm bunların içerisinde aslında bölge, kendi iradesini özgün şartlarıyla ortaya koyamamanın büyük bedellerini ödedi. Türkiye’nin, bizim, ‘Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge’ diyerek ortaya koyduğumuz bu irade, bölgemize dönük kötü niyet besleyen emperyalist ve siyonist saldırganlığa verilmiş en büyük cevaplardan bir tanesidir. Burada devletimizin binlerce yıllık tecrübesi, milletimizin binlerce yıllık tarihin içinden süzülerek gelen kardeşliği ve basireti, esasında bütün bu politikaların ana dinamiğini oluşturmuştur. Dolayısıyla ‘Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge’ nedir?’ diye bir cümleyle tanımlayacak olsak, bölgemizde herkes için, Türk, Kürt, Arap, Sünni, Alevi ve Şii için kötü niyet besleyenlere, bu kötü niyetlerine geçit vermeyecek şekilde verilen bir cevaptır, diyebiliriz. Bugüne kadar da bununla ilgili gerçekten çok hassas çalışmalar yürütüldü. Ama günün sonunda meselenin sahibi 86 milyon vatandaşımızdır.”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Terör yükünün ortadan kalkması, demokrasimiz üzerindeki terör stresinin ve terör tehdidinin ortadan kalkmasıyla birlikte terör gündemden çıkınca, demokrasimizin ölçeğini çok daha büyütecek bir siyasi iklim herkesi, 86 milyonu saracak sarmalayacaktır.” dedi.
Emperyalist ve siyonist projelerin Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Sünni’nin, Alevi’nin, Şii’nin, Nusayri’nin, Dürzi’nin, Keldani’nin, Ezidi’nin birbiriyle yumruklarıyla konuşmasını istediğini belirten Çelik, “Dini ve etnik temelde bölünmüş birtakım parçacıklar, birtakım cemaatçikler haline gelmesini ve birbirlerine yumruklarıyla hitap etmelerini istiyor. İşte bizim yürüttüğümüz bütün bu süreç, esasında birilerinin terör örgütlerini kendileri için vekalet unsuru olarak kullanmalarını devreden çıkararak, yumruk yumruğa gelmemizi isteyenlere karşı bütün bu bahsettiğim Türk, Kürt, Arap, Sünni, Şii, Alevi, Nusayri, Dürzi, Ezidi, Keldani bütün yakın bölgemizdeki halkların yumruk yumruğa değil, kol kola yürüyeceği bir tarihi ve geleceği inşa etmektir.” ifadelerini kullandı.
Çelik, bölgedeki halkların geçmişte el ele ve kol kola medeniyetin en güzel örneklerini verdiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bundan sonrasında da bizi yumruk yumruğa, karşı karşıya getirmek isteyen emperyalist ve siyonist projelere karşı, kol kola yürüyen, geleceğe el ele tutuşarak, kol kola girerek hep beraber yön vermeye çalışan bir iradeyi inşa etme olarak düşünmemiz lazım. Yani meseleye geniş bir kadrajdan, çok daha yüksek bir perspektiften, biraz daha yukarıdan baktığımızda meselenin esasında çok daha büyük ufuklara ulaşacağını hep beraber çok rahatlıkla görebiliriz. Bizi yumruk yumruğa, karşı karşıya getirmeye, karşı kol kola yürüme irademizi, el ele yürüme irademizi, omuz omuza kendi geleceğimizi inşa etme irademizi bir kere daha ortaya koymuş oluyoruz.”
“Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin çalışmalara da değinen Çelik, şöyle devam etti:
“Bütün bu çalışmalar yapılırken esas mesele silahlı tehdidin ve terör örgütünün gündemden çıkmasıdır. Türkiye çok uzun zamandır silahlı terör örgütünün tehdidiyle karşı karşıyadır. Buna karşı mücadele etmiştir. Kahraman şehitlerimizin ve gazilerimizin eşsiz fedakarlıklarıyla bu terörün ve terörün arkasındaki siyasi projelerin hedefine ulaşması engellenmiştir. Bugün gelinen noktada yapılan yasal düzenleme PKK/KCK terör örgütünün, Türkiye’deki, Suriye’deki, Irak’taki, İran’daki, Avrupa’daki legal ve illegal bütün unsur şube ve uzantılarıyla gündemden çıkmasını ve sona ermesini hedeflemektedir. Bu son derece açık bir şekilde şimdiye kadar ifade edilmiştir. Bundan sonrasında da takip edilecek husus budur.”
“GÜVENİ VE GÜVENCEYİ BİR ARADA GÖSTEREN BİR ÇERÇEVE YASA ORTAYA ÇIKMIŞTIR”
Çelik, terörün gündemden çıkmasına ilişkin sürecin, devletin nitelikleri ve milletin değerleri çerçevesinde ortaya koyduğu seçenekler sayesinde gerçekleştirildiğini söyledi.
Bütün devletlerin kendilerine dönük tehditler karşısında, “hard power” ve “soft power” olarak adlandırılan sert ve yumuşak güçlerle mücadele yöntemleri olduğunu belirten Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Geçmişte AK Parti‘den önce de Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tavsiyeleriyle bunlar gündeme getirilmiştir. Terör örgütünden ayrılmak isteyenlerin ve bir zemin oluşturulması için… Bugün gelinen noktada ise bütün bu tecrübelerden yola çıkarak, son derece güvence veren, güveni ve güvenceyi bir arada gösteren bir çerçeve yasa ortaya çıkmıştır. Tabii PKK/KCK terör örgütünün Türkiye, Irak, İran, Suriye bütün Avrupa’daki illegal ve legal unsurlarıyla sona ermesi, silahlı terör unsurunu demokrasimiz üzerinde bir yük olmaktan çıkaracaktır. Türkiye, bu silahsızlanmayla birlikte bu tehdidin sona erdiğini, bu süreç başarıya ulaşırsa ki başarıya ulaşması için hepimiz gayret etmeye devam edeceğiz, hep beraber görecektir.”
Çelik, silahlı terör örgütlerinin bütün demokrasilerin üzerinde bir yük olduğunu belirterek, bütün bir siyaset iklimini ve devlet hayatının ritmini etkilediğini ifade etti.
“YEPYENİ BİR İKLİM DOĞACAK”
Demokratik ülkelerin uyması gereken kurallar ve hukuk ilkeleri olduğunu belirten Çelik, “Terörün gündemden çıkmasıyla birlikte yepyeni bir iklim doğacaktır. Bu yepyeni iklim, demokrasimizin üstündeki yükün kalkması, demokrasimizin üzerindeki bu stresin kalkmasıyla birlikte aslında demokrasimizin ölçeğini büyütecek. Demokrasimizin derinleşmesine daha çok imkan verecek. Demokratik birtakım adımların atılması için daha güçlü bir siyasi ve demokratik iklimin ortaya çıkmasını sağlayacaktır.” şeklinde konuştu.
Çelik, PKK/KCK terör örgütünün sona ermesi ve Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararıyla bunun tespit edilmesinden sonra demokrasinin silahlı tehdit yükünden kurtulacağını söyledi.
Türkiye’nin terör örgütü yükünden kurtulmasının aynı zamanda demokrasisinin ölçeğini de büyüteceğine ve siyasi iklimin daha çok oksijene kavuşacağına dikkati çeken Çelik, şunları kaydetti:
“Siyasi iklimin daha çok oksijene kavuşması demek, Türkiye’nin, Türkiye Yüzyılı hedeflerine giderken, bölge barışına ve küresel barışa katkı yaparken çok daha yüksek bir performans ortaya koyması demektir. Tabii bütün bu tartışmalar esasında birtakım dış güçler tarafından da kullanılmıştır. Kardeşliğimize halel getirmeye çalışan, kardeşliğimizi zarara uğratmaya çalışan pek çok provokasyonla karşı karşıya kalınmıştır. O sebeple de her zaman şunu söyledik. Burada dünyadaki birtakım örneklere bakarak mukayese etmeyin. Çünkü dünyadaki örneklerin çoğunda iç savaşlar, etnik kavgalar, dini kavgalar, ciddi ayrışmışlıkların neticesinde ortaya çıkan bölünmüş parçalanmış toplum yapıları vardı. Fakat bütün bu olayların en şiddetli zamanında en stresli zamanında bile Türk’üyle, Kürt’üyle ve Sünni’siyle, Alevi’siyle ve diğer bütün unsurlarıyla milletimiz, tek millet olma vasfını hiçbir zaman kaybetmemiştir. Sokaktaki hiçbir vatandaşımız kendi komşusuna, kendi mahallelisine, kendi iş arkadaşına yan gözle bakmamıştır. Türkiye’nin en büyük gücü budur. O sebeple baştan beri dedik ki biz bütün bu süreci yürütürken devletimizin nitelikleri ve milletimizin değerleri çerçevesinde bütün bu süreci yürütüyoruz.”
“ATILAN ADIM ESASINDA BİR BAŞLANGICI OLUŞTURACAK”
Çelik, silahların bırakılması sürecinin tamamlanması yani silahlı terör örgütünün gündemden çıkmasıyla yepyeni bir sayfanın açılmasına imkan doğacağını belirterek, “Bölgede terör örgütleri üzerinden vekalet savaşları yoluyla birbirine düşürülmeye çalışılan kardeş halklar arasına giren diğer terör örgütlerinin de ortadan kalkması için yeni bir dalga, yeni bir iklim oluşacaktır. Bugün bu yasal çerçeveyle atılan adım esasında bu açıdan bakarsanız bir başlangıcı oluşturacaktır. Terör yükünün ortadan kalkması, demokrasimiz üzerindeki terör stresinin ve terör tehdidinin ortadan kalkmasıyla birlikte terör gündemden çıkınca demokrasimizin ölçeğini çok daha büyütecek, bir siyasi iklim herkesi, 86 milyonu saracak sarmalayacaktır.” şeklinde konuştu.
Terörün Türkiye gündeminden çıkmasıyla oluşacak demokrasi ikliminin her kesime pozitif etkileri olacağına dikkati çeken Çelik, “Bunun Meclisimize, ekonomimize yansıması, bunun sivil toplum hayatımıza yansıması, bunun bugün aralarında birtakım mesafe olduğunu düşünen toplumsal kesimlere yansıması çok büyük, çok pozitif ve çok değerli olacaktır. Onun için her birimizin burada bahsettiğim çerçevede bu sürecin başarıyla tamamlanması ve bu silahlı tehdidin gündemden çıkması, terör örgütünün gündemden çıkması bütün bu sürecin başarıyla sonuçlanması için katkısı, esasında Türkiye’nin geleceğine atılmış bir imza olarak düşünülebilir.” ifadelerini kullandı.
Şimdi geçen seneyi hatırlayınız. Geçen yılbaşı, Suriye’deki olaylarla yıla girmiştik. Bölge ve dünya çok büyük bir altüst oluş yaşamıştı. Aylarca bu konuyu konuştuk. Bu yılbaşına Venezuela’daki olaylarla girdik. Şimdi de Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a saldırısıyla ortaya çıkan artçı depremler ve Hürmüz eksenli bu kaosla devam ediyoruz. Rusya-Ukrayna Savaşı kaçıncı yılına girdi. Hâlen devam ediyor. Gazze’deki soykırımı Batı Şeria’ya ve Lübnan’a taşımaya çalışıyor Netanyahu ve onun yanındaki soykırım şebekesi. Dünyanın çeşitli yerlerindeki kırılganlıklar Latin Amerika’ya yansımak üzere. Latin Amerika’da yepyeni birtakım çatışma alanlarının oluşabileceğine dair maalesef istenmeyen gündemler ortaya çıkıyor. Uzak Doğu’ya gittiğimiz zaman orada başka gerilimler var. Şimdi bunun içerisinde tecrübesi olan bir devlet, türedi olmayan bir devlet, dünyanın parçalanmaya doğru gittiği bir noktada hukuk içerisinde, hakkaniyet içerisinde ve ilkeler çerçevesinde buna bütünleşmeyle cevap verir. Bütün bu parçalanmanın peşine takılmaz. Şimdi biz burada bütün bunlara cevap verirken ne diyoruz. Hukuk devletinin imkânları diyoruz. Yani meşruiyet alanı içerisinde attığımız adımlardan bahsediyoruz. Ne diyoruz. PKK/KCK terör örgütü bütün şube ve uzantılarıyla silahlarını bırakacak. Bu teyit edilecek. Bu yasa, Millî Güvenlik Kurulu kararının alınmasından sonra devreye girecek. Bunu yönetecek bir kurul olacak. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yine bir izleme komisyonu bütün bu süreci takip edecek. Yani devlet, siyaset, devlet kurumları ve Yüce Meclis, bütün milleti temsil eden unsurlarıyla birlikte bütün bu sürecin yönetildiği bir tablonun içerisindeyiz. İki sene önce Ahlat’ta ortaya çıkan iç cepheyi güçlendirme ve iç bünyeyi sağlam tutma yaklaşımı nasıl ortaya çıktı. Etrafımızda ve dünyada yaşanan kaoslara baktığınızda ülkelerin iç yapılarında çözülmeler olduğu net bir şekilde görüldü. İç yapılarındaki çözülmeler, yani demokrasinin artık toparlayıcı olmaması ve o ülkelerin değerlerinin ürettikleri refahın toplumsal yapıştırıcı olma kabiliyetini kaybetmesinin ardından bu durum uluslararası politikaya yansıdı ve kurallı düzen dönemi sona erdi.
Yasal zeminin oluşması son derece önemlidir. Silahların bırakılması şeklindeki yaklaşım destekleneceği bugün ortaya konuşmuştur. Tarihi bir yaklaşımdır. Şimdiye kadar yürütülen yaklaşımlar dünyanın hiçbir yerine benzemiyor.
Silahların bırakılmasına yönelik yasal güvence oluşturan tabloya ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet tarihi açısından dönüm noktası olarak terör örgütünün ortadan kalkması için sağlam bir zemin oluşturmaktadır.
“TÜRKİYE’NİN 3. GÖZE İHTİYACI YOK”
Yine bu süreçte yapılan tartışmalardan bir tanesi de dünyadaki farklı modeller gözetilerek bir üçüncü göz olması gerektiği şeklindeydi. Biz ısrarla buna karşı çıktık. Türkiye’nin bir üçüncü göze ihtiyacı yoktur. Üçüncü göz nerede gerekir. Üçüncü göz bazı ülkelerde iç savaş varsa, etnik ya da dini temelde çatışmalar yaşanıyorsa gerekir. Ya da bazı ülkelerde gerçekten birbirinden kompartımanlaşmış, ayrışmış bölgelerde yaşayan toplumlar vardır. Oralarda böyle mekanizmalar gerçekleşir. Bugün 86 milyon açısından söylediğinizde Türk ile Kürt’ün arasına üçüncü bir gözün girmesi dünyanın en saçma meselesi olur. Hiçbir üçüncü göze gerek yoktur. Bütün bu sürece bakacak olan millî bir göz vardır. O millî göz de 86 milyon vatandaşımızın tamamıdır. Türk, Kürt, Sünni, Alevi, adını saydığım, sayamadığım bütün etnik gruplardan, bütün mezhep gruplarından vatandaşlarımızdır. Millî göz odur. Üçüncü göze gerek yoktur. Bu açıdan da bu süreç kendi içinde özgün bir süreçtir. Kendi işimizi kendi irademizle, kendi sorunumuzu kendi irademizle çözebileceğimize dair net bir duruştur. Bu da bu açıdan dünyaya verilmiş bir mesajdır. Çok net bir şekilde de söyleyeyim. Tek tek isim vermeyeceğim. Ülke ismi de vermeyeceğim, kişi ismi de vermeyeceğim. Pek çok ülkeden ya da dünyadaki benzer süreçlerde görev yapmış pek çok meşhur isim bu sürece dâhil olmak istedi. Dediler ki biz üçüncü bir göz olarak bu sürece dâhil olalım. Bu sürecin kolaylaştırıcısı olalım. Verdiğimiz cevap nettir. Böyle bir şeyi herhangi bir şekilde tartışma konusu olarak bile gündemimize almıyoruz. Böyle bir şeyi tartışmıyoruz bile. Üçüncü göz diye bir şey yoktur. Sadece millî göz vardır. Millî göz de işte bahsettiğim gibi siyaset kurumu vardır, Meclis vardır, devletimizin kurumları vardır ve vatandaşlarımızın tamamı vardır. Onların gözü önünde, şeffaf bir biçimde her şey paylaşılarak gerçekleşmektedir. Biz üçüncü göz olarak devreye girelim diyen birtakım uluslararası kurumlara, birtakım devletlere, bu konularda çalışmış birtakım sivil toplum örgütlerine ve kişilere verdiğimiz cevap budur. Size ihtiyacımız yok. Türkiye kendi meselesini çözecek iradeye ve vizyona sahiptir.
Tabii şimdi bunun bu şekilde sahiplenilmesiyle birlikte komisyonda ve Genel Kurul’da bütün siyasi partiler hür iradeleriyle buradaki görüşlerini açıklayacaklardır. Şimdiye kadar atılan imzalara baktığımızda, belki de böyle bir meselede Cumhuriyet tarihinin en yüksek mutabakatına ulaşılmış gözüküyor. Dolayısıyla bunun Meclis’ten çabuk geçeceğini ve bu meselenin bir an evvel çözüme kavuşması, adımların atılması için bu aşamanın hızlı şekilde tamamlanacağını değerlendiriyoruz. Bu bir irade beyanıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütün dünyaya, dünyanın kaosa sürüklendiği bir dönemde, “Biz her türlü meselemizi kendi imkân ve kabiliyetlerimizle ve kendi irademizle çözebiliriz.” mesajını vermiştir. Burada tabii ki bu sürece destek veren siyasetçilerin oluşturduğu siyasi akıl, aynı zamanda devletimizin binlerce yıllık tecrübesi ve milletimizin kardeşlik değerleri yegâne göz ve yegâne pusula olarak bütün bu süreç boyunca, tıkanan ya da herhangi bir şekilde sarsılan durumlarda meselenin toparlanmasına güçlü bir zemin oluşturmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konudaki yaklaşımına biz şahidiz. Her MYK ve MKYK toplantısının kapalı bölümünde uzun değerlendirmeler yapar. Her toplantımızda Sayın Cumhurbaşkanımız Terörsüz Türkiye konusundaki hassasiyetini ifade etmiştir. Terörsüz Türkiye konusunda Cumhur İttifakı’nın birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi gerektiğini net bir şekilde söylemiştir. Devlet kurumlarına talimatlarını vermiştir. Biz heyet olarak, yani Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız tarafından bu süreci yürütmekle görevlendirilmiş heyet olarak, sürecin her aşamasında kendilerine bilgi verdik. Talimatlarını aldık. O talimatlar çerçevesinde sonraki adımlarımızı şekillendirdik. Dolayısıyla zatıdevletleri, bu sürecin olumlu bir şekilde işlemesi, provokasyonlara ya da sabotajlara karşı dirençli hâle gelmesi ve yolundan çıkmaması için gerçekten mesaisinin çok önemli bir bölümünü ayırdı. Heyetimizin kendisine arz ettiği konularda net talimatlarla yönlendirmelerde bulundu.
Eleştiri herkesin hakkıdır. Siyasetçinin vizyonunun bittiği yerde cümleler agresifleşir. TBMM iki kere gazi olmuştur. Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve Bahçeli ile ihanet kelimesi yan yana gelmez. Vatan severlik bir araya gelir.
Türkiye tahıl koridoruyla esasında Karadeniz’deki gerilimin azaltılması için alan açtı.
Cumhurbaşkanımızın talimatları bu sürecin her aşamasında alındı. Her konu da bilgilendirdik. Süreç bizzat Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla ilerlemiştir.
Vatandaşlarımız da bu stresin içinde yaşadı. Büyük bir beklenti var. Sakin bir şekilde yönetiyoruz. Doğu ve Güney Doğu Bölgesinde huzur yoktur algısı gündemden çıkarılmalıdır. Türkiye bir bütündür.”
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik ajanslar üzerinden otomatik olarak çekilmiştir. Sitemiz 5651 sayılı kanun kapsamında “yer sağlayıcı” olarak hizmet vermektedir. Telif hakları veya diğer yasal talepleriniz için iletisim@temelhaber.com.tr üzerinden bize ulaşabilirsiniz.









