
Son 100 günde Ortadoğu’da yaşanan çatışma dalgası, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü askeri kampanyanın sonuçları ve etkileri üzerinden küresel askeri dengelere ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi. Uzmanlara göre çatışmalar, modern savaşın temel kabullerini sarsan bir dönüşüme işaret etti.
Al Jazeera’ya göre söz konusu değerlendirmelerde, İran’ın düşük maliyetli insansız hava araçları ve çok katmanlı füze stratejisinin, ABD ve müttefiklerinin yüksek maliyetli savunma sistemleri karşısında ‘asimetrik bir ekonomik baskı’ oluşturduğu vurgulanıyor.

DÜŞÜK MALİYETLİ SALDIRI, YÜKSEK MALİYETLİ SAVUNMA
Analizlere göre İran yapımı ‘Şahid-136’ tipi kamikaze dronların maliyeti yaklaşık 35 bin dolar seviyesindeyken, bunları engellemek için kullanılan ABD yapımı ‘Patriot’ hava savunma füzelerinin maliyeti yaklaşık 4 milyon dolara kadar çıkabiliyor.
Söz konusu oran, bazı askeri uzmanlar tarafından ‘100’e 1’den fazla maliyet dengesizliği’ olarak tanımlanırken, bu durumun savaşın ekonomik sürdürülebilirliğini doğrudan etkilediği belirtildi. İran’ın son yıllarda geliştirdiği stratejinin, klasik ‘kısa ve kesin sonuçlu savaş’ doktrinlerinden farklı olarak, uzun süreli ve çok noktalı bir yıpratma savaşına dayandığı ifade edildi.
100 GÜNLÜK ÇATIŞMA VE DEĞİŞEN ASKERİ DENKLEMLER
Değerlendirmelere göre İran ile ABD ve İsrail arasında gerilim 2024’ten itibaren tırmanarak farklı aşamalardan geçti. 2025’teki 12 günlük yoğun çatışmaların ardından, 28 Şubat 2026’da başlatılan daha geniş çaplı operasyonlarla savaş yeni bir evreye girdi.
Bu süreçte İran’ın hem insansız hava araçları hem de balistik füze kapasitesini eş zamanlı kullanarak yoğun saldırılar gerçekleştirdiği, buna karşılık ABD ve İsrail’in yüksek maliyetli hava savunma sistemlerini devreye soktuğu belirtildi.

FÜZE VE DRON EKONOMİSİ
Askeri analizler, modern savaş alanında insansız hava araçlarının artık “yardımcı unsur” olmaktan çıkarak ana taarruz araçlarına dönüştüğünü ortaya koyuyor.
İran’ın ‘Şahid-136’ üretimini seri hale getirdiği ve bu sistemleri Rusya dahil farklı çatışma alanlarında da kullandığı biliniyor. Bu dronların dalgalar halinde ve füze saldırılarıyla birlikte kullanılması, savunma sistemleri üzerinde ciddi bir mali yük oluşturuyor.
Bazı değerlendirmelere göre, sadece 12 günlük önceki çatışma döneminde ABD ve İsrail’in hava savunma sistemleri yüzlerce yüksek maliyetli önleyici füze tüketti.
BALİSTİK FÜZE KAPASİTESİNDE DÖNÜŞÜM
Raporda, İran’ın balistik füze kullanımında da önemli bir dönüşüm geçirdiği belirtiliyor. Daha önce “sınırlı ve sembolik” olarak değerlendirilen bu kapasitenin, son çatışmalarda 500’den fazla füzenin kullanıldığı yoğun bir saldırı doktrinine dönüştüğü ifade ediliyor.
Uzmanlar, bu gelişmenin İran’ın füze sistemlerinde hem isabet oranı hem de operasyonel yoğunluk açısından ciddi bir ilerleme kaydettiğine işaret ettiğini belirtiyor.
HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ ÜZERİNDEKİ BASKI
ABD ve İsrail’in gelişmiş hava savunma ağlarına rağmen, İran saldırılarının çok katmanlı yapısı (dron, balistik füze, seyir füzesi ve hipersonik sistemlerin eş zamanlı kullanımı) savunma sistemlerinde ciddi bir yük oluşturuyor.
Analistlere göre bu durum, “hava savunmasının tek bir sistemle çözülemeyeceği” gerçeğini daha görünür hale getirdi.

‘STOKLAR SAVAŞI’
Çatışmaların en kritik boyutlarından biri ise mühimmat stokları oldu. ABD’nin 2026 mali yılı için yaklaşık 172 adet Patriot önleyici füze teslim almasının planlandığı, buna karşılık tek bir çatışma döneminde 1000’den fazla füzenin tüketildiği belirtiliyor.
Bu durum, bazı askeri çevreler tarafından “stokların tükenme riski” ve “yeniden ikmal krizleri” olarak değerlendiriliyor.
ABD Savunma Bakanlığı’nın üretim kapasitesini artırmak amacıyla çeşitli savunma şirketlerine baskı yaptığı, THAAD ve Patriot üretim hedeflerinin yükseltildiği ifade ediliyor.
DAĞINIK KOMUTA YAPISI VE YENİ SAVAŞ MODELİ
İran’ın askeri yapısını son yıllarda 31 bölgesel komutanlık sistemine göre yeniden organize ettiği, her bir birimin bağımsız hareket edebilecek şekilde yapılandırıldığı belirtiliyor.
Bu modelin, merkezi komuta yapısını hedef alan saldırılara karşı dayanıklılık sağladığı ve savaşın “tek merkezli çöküş” mantığını zayıflattığı ifade ediliyor.
DENİZ YOLLARI VE EKONOMİK BASKI
Raporda ayrıca İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik baskı kapasitesine dikkat çekiliyor. Bölgedeki tehditlerin küresel petrol fiyatlarını yükselttiği, ticari gemi trafiğini yavaşlattığı ve sigorta maliyetlerini artırdığı belirtiliyor.
Bu durumun fiili bir ‘ekonomik abluka etkisi’ yarattığı ve küresel enerji piyasalarını doğrudan etkilediği kaydediliyor.







