Meteoroloji uyarmıştı! İstanbul’da fırtına etkili oldu, ağaçlar devrildi

Meteoroloji uyarmıştı! İstanbul'da fırtına etkili oldu, ağaçlar devrildi

Meteorolojinin uyarılarının ardından İstanbul’da fırtına etkili oldu. Bazı ilçelerde çatılar uçtu, ağaçlar devrildi.

İlginizi Çekebilir

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün yaptığı uyarıların ardından İstanbul’da fırtına etkisini gösterdi. Esenyurt, Arnavutköy, Küçükçekmece, Avcılar, Büyükçekmece gibi ilçelerde fırtına hayatı olumsuz etkiledi. Bazı ilçelerde ağaçlar, araçların üzerine devrildi, bazı ilçelerde ise çatılar uçtu.

SICAKLIK 35 DERECEDEN 22’YE DÜŞTÜ

Günlerdir etkisini sürdüren bunaltıcı sıcakların ardından hava adeta tersine dönüyor. Hafta sonu planı yapan milyonlarca kişiyi ilgilendiren yeni tahminlerde, kuzeybatıdan Türkiye’ye giriş yapan sistemin birçok ilde gök gürültülü sağanak ve ani sıcaklık düşüşüne yol açacağı belirtildi. Bazı bölgelerde termometrelerin kısa sürede yaklaşık 10 derece gerilemesi beklenirken, Meteoroloji özellikle kuvvetli yağış görülecek iller için peş peşe uyarılarda bulundu. Sistemin etkisini ilk hissettirdiği Edirne’de ise sağanak yaşamı olumsuz etkilerken, cadde ve sokaklar kısa sürede suyla kaplandı.

Meteoroloji uyarmıştı! İstanbul'da fırtına etkili oldu, ağaçlar devrildi

Kuzeybatıdan gelen yağışlı sistem hafta sonu yurdun büyük bölümünde etkili olacak. Öte yandan Edirne’de kuvvetli sağanak etkili olurken vatandaşlar zor anlar yaşadı. Edirne’de gök gürültülü sağanak etkili oldu. Kentte öğleden sonra başlayan sağanak, hayatı olumsuz etkiledi. Sağanak nedeniyle cadde ve sokaklarda su birikintileri oluştu.

Vatandaşlar, sağanaktan korunmak için binaların girişleri ile otobüs duraklarına sığındı. Sağanak öncesi 35 derece ölçülen hava sıcaklığı 22 dereceye kadar düştü. Kentte sağanağın hafta sonuna kadar aralıklarla sürmesi bekleniyor.

Meteoroloji uyarmıştı! İstanbul'da fırtına etkili oldu, ağaçlar devrildi

SICAKLIKLAR DÜŞÜYOR

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü Hava Tahmin Uzmanı Sefa Dere, ülke genelinde hava sıcaklıklarının hissedilir derecede düşeceğini belirtti.

Dere, yarın yurdun kuzeybatısından gelecek yağışlı sistemle beraber kuzey, iç ve batı kesimlerde yağış görüleceğini söyledi.

Yarın yurdun kuzey kesimlerinde yağışların etkili olacağını bildiren Dere, “Marmara’nın doğusu, Batı Karadeniz, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri, Ardahan ve Kars çevrelerinde yağış bekliyoruz.” dedi.

Cuma günü Marmara Bölgesi, Karadeniz Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi ve Akdeniz’in Toroslar kesiminde yağış beklendiğini dile getiren Dere, hafta sonunda yağışların yurdun iç ve batı kesimlerini tamamen etkisi altına alacağını, ülkenin kuzey kesimlerinde de yer yer kuvvetli ve şiddetli olacağını kaydetti.

Dere, İç Anadolu ve Ankara’da yağışların cumadan itibaren görüleceğine dikkati çekerek, yurtta sıcaklıkların hissedilir derecede düşeceğini bildirdi.

Meteoroloji uyarmıştı! İstanbul'da fırtına etkili oldu, ağaçlar devrildi

ÜÇ BÜYÜKŞEHİRDE HAVA DURUMU

Ankara’da sıcaklıkların 30 ila 31 derece civarında seyrettiğini anlatan Dere, “Cuma gününden itibaren Ankara’ya yağış geliyor. Bu yağışla beraber cumartesi günü Ankara’da sıcaklıklar 20 dereceye kadar düşecek. Pazar gününden itibaren tekrar sıcaklıklar artacak.” ifadelerini kullandı.

İstanbul’da üç gün boyunca yağış beklendiğini söyleyen Dere, yarın Anadolu yakasında görülecek yağışların, cuma ve cumartesi günü İstanbul genelinde etkili olacağını kaydetti.

Dere, cumartesi günü İstanbul’da kuvvetli yağışların beklendiğini bildirdi.

İzmir’de yarın ve cuma günü yağış beklenmediğini vurgulayan Dere, “Cumartesi günü İzmir’e de yağış geliyor. Bu gelecek olan etkili sistemle beraber hava sıcaklıklarında İzmir’de 1 ila 2 derece düşüş bekliyoruz.” dedi.

Meteoroloji uyarmıştı! İstanbul'da fırtına etkili oldu, ağaçlar devrildi

Sıcaklık 35 dereceden 22’ye düştü! Kuvvetli sağanak yağış yurda giriş yaptı
Adıyaman’daki yeni köy evleri vatandaştan tam not aldı: Devlet babalığından fazlasını yaptı
  • İlgili Gönderiler

    Süleyman Mabedi’ni inşa edebilecekler mi? Yahudiler Toroslardan toplamış: ‘Kızıl Düve’ye hazırlık

    Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – 1967’de Doğu Kudüs uzun sürecek bir işgalin pençesine düşmüştü. İşgalcilerin Yahudilerin amacı toprak genişletmek değil, bu topraklara doğru genişlemekti. İsrail burada bulunan ve İslam dünyası için kutsiyete sahip Mescid-i Aksa’nın temelini ve altını oyarak tüneller kazmaya başladığında pek çok sebep de gündemde yer etmişti. Yahudiler ‘Ahit Sandığı’nı arıyor, Süleyman Mabedi için bu alanı inşaata hazırlıyor, Mescid-i Aksa’yı yıkmaya çalışıyor… Pek çok sebep birbirine dokunuyor ve sanki bir zincir gibi her amaç birbirine bağlanıyordu. Bunlar arasında en dikkat çeken bağlantı ve amaç, ‘Kaybolan Ahit Sandığı’nı bulup, Süleyman Mabedi’ni eski yerinde yani Mescid-i Aksa’nın kurulduğu topraklarda yeniden inşa etmek’ olabilirdi. Ancak bunun için eski mabedin detaylı şekilde bilinmesi modellenmesi ve inşaat için gerekli malzemelerin temin edilmesi gerekiyordu. Tabii tüm uluslararası hukuk çiğnendikten, Kudüs’te yaşayanlar işgalden sonra evlerinden edildikten ve soykırım sona erdikten sonra bu başarılabilirdi. Bir de Lübnan’ın meşhur sedir ağaçları kullanılarak inşa edilecek mabet için yeterli kereste elde edilmeliydi. İşte bu noktada İsrail’in yıllar öncesine uzanan tohum casusluğu için Türkiye’ye uzanmış olmasının nedeni anlaşılıyordu. Lübnan sediri, Süleyman Mabedi’nden bile eski bir kutsiyete sahipti. Bu özelliği yıllarca sürmüş, o sedirin kerestesi için ormanlar kesilmişti. Öyle ki Lübnan bayrağında bile yeri olan bu ağaç o topraklarda tükenmek üzereydi. İsrail de amaçları için bu ağacı korumalıydı. Sedir ağacı yoksa Süleyman Mabedi de yoktu. Siyonistlerin karanlık planları ve işgalciliğinin Süleyman Mabedi ve sedir ağaçlarına uzanan perde arkasını Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özcan Güngör tüm detaylarıyla Milliyet.com.tr’ye anlattı.

    SÜLEYMAN MABEDİ İÇİN SEDİR AĞACI GEREKİYOR: ‘KUTSAL KİTAPLARDA YAZILI’
    Süleyman Mabedi’nin orijinalinde nasıl inşa edildiğinin bilinmesi, Siyonistler için yeniden inşa süreci için çok önemliydi. Öyle ki her detay araştırılıyor, maketler yapılıyor, kullanılacak malzemeler tarihi kayıtlara bakılarak belirleniyordu. Kutsal kitaplardaki metinler de bu noktada önemli bir kaynak oluyordu. Bu da kaynaklarda hareketle yalnızca ‘hayali kurulan bir mabedi’ söz konusu etmiyordu. Gerçekten hazırlıkları yapılan ve Siyonistlerin kirli hesaplarının döndüğü bir mabet vardı. Prof. Dr. Özcan Güngör bu konuda, “Üçüncü Mabet hareketleri meselenin ayrıntılarını son derece ciddi biçimde düşünüyor. Öyle ki artık yalnız dua eden veya eski Mabedin resmini çizen insanlardan söz etmiyoruz. Modern yapı standartlarına uygun mimari plan üzerinde çalışan, mabetin topografik konumunu araştıran, kutsal kapları hazırlayan, kohenleri eğiten, tarihî ritüellerin provalarını yapan ve kızıl düve küllerinin hazırlanmasına yönelik uygulamalı denemeler gerçekleştiren kurumsal yapılardan söz ediyoruz. Bunların başında Temple Institute geliyor. Mabet ortada yok ama mimari projesi üzerinde çalışılıyor, kutsal eşyaları hazırlanıyor, rahipleri eğitiliyor, ritüelleri prova ediliyor, kızıl düvesi üzerinde yıllardır çalışılıyor. O hâlde biz yalnız yapılmış bir binayı mı ‘proje’ sayacağız, yoksa bir kutsal mekânın yeniden inşası için onlarca yıldır adım adım oluşturulan bu maddî, insanî ve ritüel altyapıyı da bir teo-politik hazırlık süreci olarak mı okuyacağız” diyordu. Ayrıca Süleyman Mabedi’nin inşası için gereken görsel ya da teknik referanslar arasında kutsal kitapların da yer alması pek çok detayı daha da önemli hale getiriyordu. Prof. Dr. Özcan Güngör şöyle açıkladı:
    Alıntı Metni

    Peki Sedir yalnızca inşaat kısmında mı kullanıldı? Ahşap o dönemde de pek çok eşyanın yapımı için en kullanışlı malzemeydi. Bunun yanında böylesine kutsiyet yüklenen sedir, pek çok yerde kullanılmış olmalıydı. Prof. Dr. Özcan Güngör sedir ağacının diğer kullanım alanlarını daha sonra yeniden karşımıza çıkacak olan kritik ‘Kızıl Düve’ye dikket çekerek açıkladı:
    “Bugün mesele daha da ilginçleşiyor. Çünkü Mabet fikrini canlı tutan çağdaş çevrelerden Temple Institute, yalnız tarih anlatmıyor. Geçmişteki Mabet araçlarının yeniden üretimi üzerinde çalışıyor. Kurumun hazırladığı buhur sunağının neden sedirden yapıldığını kendi sitesinde açıkça açıklıyor: Çöldeki Mişkan’ın sunağı akasyadan yapılmış olmasına rağmen Süleyman Mabedi’ndeki sunağın sedirle ilişkilendirilmesinden hareketle, kendi hazırladıkları sunağı da sedirden yaptıklarını belirtiyorlar. Bu son derece önemli bir ayrıntıdır. Çünkü “Sedir gelecekte yeniden kullanılabilir mi?” sorusuna artık sadece tarih üzerinden cevap vermiyoruz. Bugünkü bir Mabet hareketi, hazırladığı ritüel nesnelerden birinde geçmişteki Mabet geleneğine dayanarak sediri bilinçli biçimde tercih etmiş durumda. Üstelik sedirin rolü mimariyle de bitmiyor. Sayılar 19’daki kızıl düve arınma ritüelinde, düvenin yakıldığı ateşe sedir ağacı, zufa otu ve kırmızıya boyanmış yün atılması emredilir. Temple Institute’ın bugün yayımladığı kızıl düve hazırlık metinlerinde de aynı uygulama açık biçimde tarif edilir. Dolayısıyla sedir, belli Mabet çevreleri açısından yalnız ‘eski mabedin kerestesi’ değil; Mabet hizmetlerinin yeniden başlayabilmesiyle ilişkilendirilen ritüel hafızanın da bir parçasıdır. Eğer gelecekte mabet merkezli bir yapı veya ritüel yeniden oluşturulmak istenirse, ‘Süleyman’ın Mabedi’nde kullanılan ağaç türü’ ifadesi başlı başına çok güçlü bir meşruiyet ve süreklilik anlatısı oluşturabilir. Ritüel değerdir. Kızıl düve gibi Tevrat’a dayandırılan uygulamalarda sedir zaten doğrudan metnin parçasıdır.”

    YILLAR ÖNCE TOROSLARDAN TOHUM TOPLAMIŞLAR! LÜBNAN’DAKİ TÜKENİYOR
    Sedir ağaçlarının neslinin tükenme tehlikesinin olması, İsrail için durumu karmaşık hale getiriyordu. Ancak son günlerde sıklıkla duyduğumuz, hatta pek çok kişi tarafından ironik şakaları yapılan ‘Yahudi aklı’ buna da bir çözüm bulmuş gibiydi. Kutsal mabedin inşası için bir casusluk faaliyetini ‘sivil toplum kuruluşu çalışması’ ile maskelemişler ve 34 yıl öncesine uzanan bir faaliyeti kendi web sitelerinde bile anlatmışlardı. Üstelik tartışmalı olan bir konuda burada aydınlanıyordu: Nesli tükenmekte olan Lübnan sediri ile Toroslardaki sedir aynı ağaç mı? Prof. Dr. Özcan Güngör bu konuda, “Bilimsel literatür ‘dünyadaki mevcut sedir nüfusunun yüzde 90’ı Türkiye’dedir’ demekten ziyade, Cedrus libani’nin toplam doğal yayılış alanının yüzde 90’dan fazlasının Türkiye’de bulunduğunu söylüyor. Hajar ve arkadaşlarının çalışmasında türün doğal olarak Türkiye, Lübnan ve Suriye’de bulunduğu; yayılış alanının yüzde 90’dan fazlasının Türkiye’de olduğu ve Türkiye’deki ana kütlenin Toroslar’da yer aldığı açıkça belirtiliyor. Torosların sediri ile tarihsel olarak ‘Lübnan sediri’ diye bildiğimiz ağaç, güncel sınıflamada aynı tür içinde ele alınıyor. Bu neden önemli? Çünkü Tevrat’taki ’erez ile Süleyman Mabedi arasındaki tarihsel bağlantıyı konuştuğumuzda, Toroslardaki ağacın ‘başka bir sedir’ olduğunu söyleyerek konuyu kolayca kapatamıyoruz. Botanik açıdan aynı Cedrus libani türünün en geniş doğal coğrafyası bugün Türkiye’dir” diyordu. Üstelik İsrail bunun farkına vardığında sivil gibi görünen ama aslında pek de masum amaçları olmayan KKL-JNF dikkat çekiyordu. Çünkü İsrail yaklaşık 34 yıl önce Torosların en özel ağaçlarından olan sedirin tohumlarını bir casus gibi çalmış ve kirli emelleri için Kudüs yakınlarında çoğaltmıştı. Peki ama nasıl?
    Prof. Dr. Özcan Güngör: “Süleyman Mabedi’nin inşasında sedir tesadüfî bir malzeme değildir. 1. Krallar 5–6’da Süleyman’ın Sur Kralı Hiram’dan Lübnan sediri istediği; kerestenin Lübnan dağlarından kesilip deniz yoluyla getirildiği anlatılır. Yani bundan yaklaşık 3 bin yıl önce bile Mabet’in inşasının arkasında sınır aşan bir hammadde ve lojistik organizasyonu vardır. Bugün Cedrus libani dediğimiz Lübnan sedirinin doğal yayılış alanının yüzde 90’dan fazlası Türkiye’dedir. Lübnan’da tür yok olmuş değildir ama doğal ormanlar parçalıdır ve önemli bölümü koruma altındadır. Asıl büyük sedir coğrafyası Toroslardır. Bugüne kadar yeterince dikkat çekmeyen nokta şudur: İsrail bu botanik gerçeğin zaten farkındadır. Bunu ormancılık kayıtlarından biliyoruz. Türkiye’den sedir tohumu İsrail’e zaten götürülmüş. İsrail’in en eski Siyonist kurumlarından Keren Kayemeth LeIsrael–Jewish National Fund (KKL-JNF/Yahudi Millî Fonu), yani KKL-JNF, Türkiye’ye yapılan bir araştırma gezisinde temsilcilerinin Lübnan sedirlerinden tohum topladığını ve bu tohumları çimlendirmek üzere İsrail’e götürdüğünü yazıyor. Bu fidanların daha sonra özellikle Celile’deki Biriya Ormanı’na dikildiği belirtiliyor. Daha da önemlisi, İsrail’deki ormancılık araştırmalarında Türkiye kökenli Cedrus libani özel olarak denenmiş. 1992 sonrasında İsrail’de 100’den fazla sedir meşceresi oluşturulmuş ve saf sedir plantasyonlarının alanı yaklaşık 220 hektara ulaşmış. Araştırmacılar Türkiye, Lübnan, Fas ve başka kökenlerden gelen sedirleri karşılaştırmışlar. Sonuç son derece dikkat çekici: Türkiye’deki Hassa/Amanos ve Pozantı/Doğu Torosları kökenli Cedrus libani örnekleri bazı denemelerde hayatta kalma ve büyüme bakımından özellikle başarılı çıkmış ve gelecekteki sedir dikimleri için tavsiye edilmiş.”

    Peki ama ülkemizden tohum toplayanlar gerçekten İsrail Devleti’nden yetkilendirilmiş kişiler miydi? Yoksa yalnızca sivil toplum kuruluşları doğa koruma amaçlı faaliyetler mi sürdürmüştü. İşte burada çok önemli bir yapılanma dikkat çekiyordu. Siyonist devletin yapılanmasında ‘sivil gibi görünenler aslında bizdeki kadar masum’ değildi. Prof. Dr. Özcan Güngör şöyle açıkladı:
    Alıntı Metni

    MABED’İN YAŞAYABİLMESİ İÇİN KIZIL DÜVE RİTÜELİ ŞART: BAŞROL YİNE SEDİR AĞACININ
    Siyonistler kirli emellerine ulaşsalar, mabedi inşa etseler de sedir ağaçları yalnızca inşaat için gerekmiyordu. Bir de bu mabedin tam anlamıyla işlevini kazanması için ‘Kızıl Düve Ritüeli’ yapılmalıydı. Prof. Dr. Özcan Güngör’ göre: “Sedir geçmişte İsrail/Yahudi kutsal tarihi bakımından yalnız bir yapı malzemesi değildi. Mabedin ihtişamını, kutsal mimarisini ve bazı arınma ritüellerini taşıyan sembolik bir unsurdu. Bugün Temple Institute’ın sedirden mabet eşyası üretmesi, kızıl düve ritüelinde sedirin hâlâ aynı metinsel önemle ele alınması ve İsrail’de Cedrus libani’nin (Lübnan Sediri) yetiştirilmesi, bu sembolün bütünüyle geçmişte kalmadığını gösteriyor. Bu nedenle gelecekte kurulması tasarlanan herhangi bir mabet projesinde sedirin yeniden sembolik veya ritüel biçimde kullanılmasını ihtimal dışı görmek mümkün değildir.” Sedir ağaçları öyle önemliydi ki, hem Süleyman Mabedi’nin inşası hem de anlam kazanması için kullanılması şarttı. Ne yazık ki Siyonistler, kendi ‘kutsallarından saydıkları’ her şey için İslami değerleri yok ediyor, Müslümanlara zulmediyordu. Ancak Siyonistlerden de önce Lübnan sediri oldukça azalmış, neredeyse yok olma tehlikesiyle yüzleşmişti. Bu nedenle Yahudi ve Siyonist devlet İsrail, bu konuda pek çok çalışma yapmış ve sedir ağaçları için atılan adımlar ‘çevre koruma maskesi altında’ stratejik ve politik bir hal almıştı. Prof. Dr. Özcan Güngör bu konuda, “Asıl dikkat çekici nokta da budur: Üç bin yıllık bir malzeme hafızası hâlâ yaşıyor. Birinci mabette sedir vardır. İkinci mabedin inşasında yeniden Lübnan sediri getirilmişti. Bugün mabedi yeniden inşa etmeyi hedefleyen bir kuruluş hazırladığı sunağı yine sedirden yapıyor. Bunun yanında İsrail ormancılığı Türkiye ve Lübnan kökenli ‘Cedrus libani’ üzerinde onlarca yıldır çalışıyor. Bunların her biri ayrı ayrı belgelenmiş olgulardır. Bunların gelecekte tek bir mabet projesinde birleşip birleşmeyeceği ise artık tarihî bir bilgi değil, takip edilmesi gereken teo-politik bir araştırma sorusudur” diyordu. Peki inşa edilecek herhangi bir mabedi sedir ağacıyla yapılan ‘Kızıl Düve Ritüeli’ ile nasıl açacaklar? Bu ritüel tam olarak ne? Prof. Dr. Özcan Güngör bunu da anlatarak sözlerini noktaladı.
    Alıntı Metni
    Yapay zekâda ‘dev’ler zirvesi
    Çöp toplarken peşine takıldı, 10 yıldır bırakmıyor! ‘Mahmut’u artık nefesinden tanıyorum’…

    Ben-Gvir kendine ‘bakanlık beğendi!’

    “Times of Israel” gazetesinin haberine göre, 27 Ekim seçimleri öncesinde Kudüs’te düzenlediği basın toplantısıyla partisinin hükümet programını kamuoyuna duyuran Ben Gvir, kendisi için Savunma Bakanlığı’nı, partinin iki numaralı ismi Tally Gotliv için ise Adalet Bakanlığı’nı şart koştu. Ben Gvir’in seçim vaatleri arasında Filistinlileri Gazze Şeridi ve Batı Şeria’yı terk etmeye “teşvik” adı altında etnik temizliğe tabi tutma, başsavcıyı derhal görevden alma, ordu üzerindeki hukuki kısıtlamaları gevşetme ve yargı bağımsızlığını kökten zayıflatma planları yer aldı.Hedefi sürgünHabere göre, Ben Gvir askeri güç kullanımındaki kısıtlamaların kaldırılması ve Filistinlilerin sürgün edilmesi yönündeki hedeflerini hayata geçirmeyi amaçlarken, bu ayın başlarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun Likud partisinden istifa ederek Yahudi Gücü’ne katılan Gotliv ise yürütmenin üzerindeki en önemli denetim mekanizmaları sayılan yüksek yargıyı ve başsavcılığı zayıflatmayı hedefliyor….

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Kaçırdın

    Süleyman Mabedi’ni inşa edebilecekler mi? Yahudiler Toroslardan toplamış: ‘Kızıl Düve’ye hazırlık

    Süleyman Mabedi’ni inşa edebilecekler mi? Yahudiler Toroslardan toplamış: ‘Kızıl Düve’ye hazırlık

    Fon soruşturması: Abdulkadir Özkan, Nihat Kırmızı ve Bülent Uygun tutuklandı

    Fon soruşturması: Abdulkadir Özkan, Nihat Kırmızı ve Bülent Uygun tutuklandı

    İstanbul’da sabah saatlerine hortum görüldü

    İstanbul’da sabah saatlerine hortum görüldü

    MSB acı haberi duyurdu: Bir askerimiz görev sırasında rahatsızlanarak şehit oldu

    MSB acı haberi duyurdu: Bir askerimiz görev sırasında rahatsızlanarak şehit oldu

    ‘Sahada bir şey değişmeyecek’

    ‘Sahada bir şey değişmeyecek’

    Ben-Gvir kendine ‘bakanlık beğendi!’

    Ben-Gvir kendine ‘bakanlık beğendi!’