Türkiye açısından ‘Mekke Savunma Anlaşması’ neden önemli? Üç ülkenin birbirini tamamlayan tarafı

Türkiye açısından 'Mekke Savunma Anlaşması' neden önemli? Üç ülkenin birbirini tamamlayan tarafı

MİLLİYET.COM.TR – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Suudi Arabistan’ın Mekke şehrinde üçlü savunma anlaşması imzaladı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Mekke’de imzaladığı Ortak Savunma Anlaşması ile üç ülkenin kolektif güvenliğini güçlendirmeyi, savunma iş birliğini geliştirmeyi ve herhangi birine yönelik silahlı saldırının tümüne yapılmış sayılmasını öngören ortak bir savunma mekanizması oluşturduğunu açıkladı.

Peki Türkiye açısından bu anlaşmanın önemi nedir? Anlaşma, Orta Doğu’nun güvenlik dengelerini nasıl değiştirebilir? ABD, Avrupa Birliği ve İsrail’in bu anlaşmaya bakışı ne yönde?

Cumhurbaşkanı Erdoğan Suudi Arabistan’da! 3 ülke ‘Mekke Savunma Anlaşması’na imza attı

Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, Çanakkale Onsekiz Mart Üni. Öğr. Üy. Dr. Ufuk Necat Taşçı ve Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Fatma Yeşilkuş, Milliyet.com.tr Yayın Koordinatörü Sercan Dinç’e değerlendirdi.

KOLEKTİF CAYDIRICILIĞIN BÖLGESELLEŞTİRİLMESİ YÖNÜNDE ATILMIŞ STRATEJİK BİR ADIM

Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, Mekke Savunma Anlaşması’nın İran–ABD–İsrail savaşı sonrasında Orta Doğu’da ortaya çıkan güvenlik boşluğuna bölge devletlerinin verdiği kurumsal bir cevap olarak niteledi.

Savaşın Körfez ülkelerine çok açık bir gerçeği yeniden gösterdiğini belirten Doç. Dr. Özcan, “ABD koruma şemsiyesi geçirgen bir yapıda. Yani konu İsrail ise o eksende bu şemsiye ne kadar sağlam sorusu sorulmalı. İşte tam bu noktada da bölge devletleri açısından mesele, Amerikan güvenlik şemsiyesini tamamen terk etmek değil; kendi güvenliklerini yalnızca dışarıdan sağlanan garantilere bırakmayan, bölgesel kapasitelere dayalı yeni bir caydırıcılık mimarisi oluşturmaktır. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın 7 Ağustos 2026’da imzaladığı ve taraflardan birine yönelik silahlı saldırının tümüne yönelik saldırı olarak kabul edilmesini öngören Mekke Savunma Anlaşması’nı bu nedenle basit bir askerî iş birliği metni olarak değil, kolektif caydırıcılığın bölgeselleştirilmesi yönünde atılmış stratejik bir adım olarak değerlendirmek gerekir. Ankara artık yalnızca bölgesel krizlere tepki veren veya krizlerin sonuçlarını yönetmeye çalışan bir devlet değildir; Ankara giderek bölgesel güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceğini belirleyen kurucu aktörlerden biri olduğunu göstermektedir. Bu, Türkiye’nin son on yıldaki dönüşümünün doğal sonucudur. Uzun yıllar boyunca Türkiye’nin Orta Doğu güvenliğindeki yeri büyük ölçüde NATO üyeliği, ABD ile ilişkileri ve kendi sınır güvenliği üzerinden okunuyordu. Bugün ise Ankara’nın hareket alanı çok daha geniştir.” dedi.

MESAJLARI ÇOK GÜÇLÜ

Öncelikle bu anlaşmanın tarihsel bir kırılmaya tekabül ettiğinin görülmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Ufuk Necat Taşçı da, “20’inci yüzyılın tek kutuplu dünya düzeninde, Batı’dan kaçanların farklı kasırgalara tutulduğu bir dönem gördük. Özellikle Batı-Doğu denkleminde sıkışan pek çok ülke ve aktör gördük. Ancak 21’inci yüzyılın çok kutuplu düzeni ve bölge ülkelerinin kurumsal hafızası, Gazze’de son üç senedir devam eden soykırım süreci ile beraber özgün bir yol belirlemeye başladı. Batı’dan kaçarken alternatif paradigma arayan halkların, Nasır ve ondan mülhem türemiş rejimlere, Baasçı yönetimlere tutulduğu bir kısır döngü kırıldı.” dedi.

Türkiye açısından 'Mekke Savunma Anlaşması' neden önemli? Üç ülkenin birbirini tamamlayan tarafı

Dr. Taşçı, “ABD’nin Abraham Anlaşmalarının karşısına, Türkiye’nin askeri, siyasi ve sosyolojik anlamda ilham verdiği, özgüven aşıladığı Mekke Anlaşması, bir nevi Abraham’a karşı İbrahim Anlaşması imzalandı. Türkiye’nin dış politikasında izlediği bağımsız pozisyonun, askeri, siyasi ve ticari dinamiklerle donatıldığında mümkün olduğunu herkes gördü. Artık ABD’den kaçarken tek çare Çin ve Rusya değil. Müslüman ülkelerin Türkiye öncülüğünde geliştirdiği dindaşlık, komşuluk ve güvenlik anlayışının tezahürü olan bir süreç bu. Aynı zamanda sadece İsrail’in değil, İran’ın ve bölgeyi yayılmacı politikalarıyla ateşe vermeye çalışan her türlü aktörün önünde çok önemli bir güç projeksiyonu. Türkiye’nin Batı-NATO bağları, buna rağmen Rusya ve alternatif mekanizmalarla dizayn ettiği başarılı dış politikası, Suudi Arabistan’ın finansal ve enerji altyapısıyla, Pakistan’ın nükleer gücüyle birleşti. Bu dinamikler çerçevesinde değerlendirdiğinizde tarihsel anlamda çok büyük bir kırılma yaşanıyor.” şeklinde konuştu.

İspanya Schengen’den çıkarılabilir mi? AB tarihine geçecek büyük kırılma

“ABD’nin Suudi Arabistan’a Abraham Anlaşmalarına katılma baskısına da bir cevap.” diyen Dr. Taşçı sözlerini şöyle tamamladı; Dolayısıyla ABD’nin bundan sonra bölgede tek taraflı ve radikal şekilde İsrail lehtarı olmasının da önüne geçebilecek bir sürecin kapılarını araladı Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan anlaşması. Bu bağlamda Mekke’nin anlaşmanın imzalanması adına tercih edilen lokasyon olmasının da mesajları çok güçlü. İslam dünyasının ortak müştereğinde, Müslüman ülkelerin istikrarını önceleyen ve çeşitli kutuplara karşı özgül ağırlığını hissettiren bir anlaşma. Hem bölgede hem dünyada bu yeni ittifakı kabul etmek bir zorunluluk. Avrupa’nın ABD ilişkilerindeki çatırdama ve Rusya ile alakalı endişeleri ortasında Türkiye’ye güvenlik mimarisinde duyduğu mecburiyet bilindik bir gerçek. Şimdi bu gerçeklik, bölgesel ve bütüncül bir siyasi, askeri ve ekonomik anlayışa dönüşüyor.

AVANTAJLARI NELER?

Son yılların belki de en dikkat çekici stratejik anlaşmalarından birinin Mekke’de imzalandığını hatırlatan Dr. Fatma Yeşilkuş ise, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında savunma alanında önemli bir ittifak kurulduğunu belirterek, “İlk bakışta yalnızca askeri bir iş birliği gibi görünse de bu anlaşmanın etkilerinin çok daha geniş bir coğrafyaya ve farklı alanlara yansıması mümkün.” dedi.

“Burada özellikle üç ülkenin sahip olduğu farklı avantajlara dikkat çekmek gerekiyor.” diyen Dr. Yeşilkuş, “Türkiye; savunma sanayii kapasitesi, geliştirdiği yeni nesil harp doktrinleri ve sahip olduğu operasyonel tecrübe bakımından bu üçlü içerisinde öne çıkıyor. Yani yalnızca teknolojik imkanlara sahip olmakla kalmıyor, aynı zamanda bu imkanların sahada nasıl kullanılacağı konusunda da ciddi bir birikim taşıyor. Suudi Arabistan ise ittifakın ekonomik açıdan en güçlü ayağını oluşturuyor. Sahip olduğu yüksek finansal kapasite, savunma yatırımlarının, ortak projelerin ve stratejik girişimlerin daha hızlı hayata geçirilmesi açısından önemli bir avantaj sağlıyor. Pakistan’ın ise bu denklemde çok farklı ve kritik bir konumu var. Pakistan, İslam dünyasında nükleer silahlara sahip tek ülke olması nedeniyle ittifaka stratejik bir caydırıcılık boyutu kazandırıyor. Bunun yanında 250 milyonu aşan nüfusuyla üç ülke arasındaki en geniş insan kaynağına ve büyük bir toplumsal kapasiteye sahip ülke konumunda.” açıklamasını yaptı.

ÜÇ ÜLKEYİ BİR ARAYA GETİREN TABLO

Dr. Yeşilkuş sözlerine şöyle devam etti; Dolayısıyla bu üç ülkeyi bir araya getiren tabloya baktığımızda; Türkiye’nin teknoloji ve savunma kabiliyeti, Suudi Arabistan’ın ekonomik gücü, Pakistan’ın ise nükleer caydırıcılığı ve demografik kapasitesi aynı denklem içerisinde buluşuyor. Bu da söz konusu ittifakı yalnızca askeri bir anlaşma olmaktan çıkararak, bölgesel güç dengeleri açısından yakından takip edilmesi gereken stratejik bir yapıya dönüştürüyor.

“GÜVENLİK SAĞLAYICI DEVLET”

Doç. Dr. Özcan, “Suriye’nin yeniden istikrara kavuşmasını ve ülkenin toprak bütünlüğünün korunmasını destekleyen başlıca aktörlerden biri olan Türkiye, Libya’da askerî ve siyasi dengeyi değiştiren bir kapasite ortaya koymuş, Katar’da askerî varlığını kurumsallaştırmış, Somali’de askerî eğitim ve kapasite inşasında etkin rol üstlenmiş, Azerbaycan ile savunma ilişkilerini stratejik ittifak düzeyine taşımış istikrar sağlayıcı bir aktör. Daha doğru ifadeyle bu anlaşma, Türkiye’nin son yıllarda geliştirdiği “güvenlik sağlayıcı devlet” kapasitesinin kurumsallaşmasının yeni bir aşamasıdır.

“Bu noktada Mekke Anlaşması’nın gerçek potansiyeli ortaya çıkmaktadır.” diyen Doç. Dr. Özcan, “Suudi Arabistan’ın finansal kapasitesi ve Körfez’deki jeopolitik ağırlığı, Pakistan’ın büyük askerî kapasitesi ve nükleer caydırıcılığı ile Türkiye’nin savunma teknolojileri, operasyonel tecrübesi ve NATO standardizasyonu aynı yapı içerisinde buluşmaktadır. Bu nedenle ortaya çıkan denklem yalnızca üç ordunun yan yana gelmesi değildir; sermaye, teknoloji, askerî kapasite ve jeopolitik konumun aynı güvenlik mimarisi içerisinde birleşme ihtimalidir.” ifadelerini kullandı.

ÜÇ ÜLKENİN BİRBİRİNİ TAMAMLAYAN TARAFI

“Anlaşmanın ortaya çıktığı uluslararası sistemin fotoğrafını doğru okumamız gerekiyor. Çünkü bugün yaşanan gelişmeleri yalnızca tek tek bölgesel krizler üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Uluslararası sistem, Soğuk Savaş sonrasındaki dengelerin ciddi biçimde aşındığı ve güç merkezlerinin yeniden konumlandığı yeni bir döneme giriyor.” diyen Dr. Yeşilkuş şunları söyledi;

Üç ülkenin birbirini tamamlayan bir tarafı var:
– Suudi Arabistan → para ve stratejik coğrafya
– Türkiye → konvansiyonel askeri güç, savunma sanayii ve teknoloji
– Pakistan → nükleer caydırıcılık ve askeri kapasite

Öte yandan Türkiye, Pakistan ve İran gibi ülkeler sıklıkla İslami dayanışma söylemini kullanıyordu. Özellikle Müslüman devletlerin bir gün tek bir stratejik şemsiye altında toplanabileceğini sık sık öne sürülüyordu. Ancak böyle bir oluşuma hangi ülkenin liderlik edeceğinin belirsiz olması temel bir sorundu. Artık bu tablo bize sıklıkla vurgu yapılan İslami NATO olarak nitelendirilen İslam dünyasında yeni bir güvenlik mimarisinin oluşturulmaya başladığını gösteriyor. Elbette bunun hemen NATO benzeri kurumsallaşmış bir askeri ittifaka dönüşeceğini söylemek için henüz erken. Ancak üç ülkenin sahip olduğu farklı güç unsurlarının birbirini tamamlayabilecek olması, anlaşmanın orta ve uzun vadede önemli bir stratejik potansiyel taşıdığını ortaya koyuyor.

“ABD, Avrupa Birliği ve İsrail’in bu anlaşmaya bakışı ne yönde?” sorusuna Dr. Yeşilkuş şöyle yanıtladı;

ABD: Anlaşma, Suudi Arabistan’ın güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirme ve Washington’a olan bağımlılığını azaltma arayışının işareti olarak değerlendirildiği için ABD’nin bölgedeki güvenlik taahhütlerinin sorgulandığı düşünülüyor. Ama burada Washington açısından çok kritik bir ayrıntı var: Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın üçü de ABD ile tamamen kopmuş ülkeler değil. Hatta Pakistan ve Suudi Arabistan’ın ABD ile çok köklü askeri ilişkileri bulunuyor; Türkiye ise NATO üyesi. Ancak ABD açısından asıl rahatsız edici olan husus müttefikleri, güvenliklerini sadece ABD şemsiyesi altında değerlendirmiyor.

AVRUPA BİRLİĞİ: Şu an için anlaşmaya yönelik sert ve doğrudan bir tepki bulunmuyor. Fakat Avrupa’daki stratejik tartışma açısından anlaşma oldukça anlamlı. Çünkü Avrupa zaten ABD’nin güvenlik şemsiyesine ne ölçüde bağımlı kalacağı konusunda ciddi bir tartışma yürütüyor. Avrupa açısından Türkiye’nin rolü özellikle önemli. Çünkü Ankara’nın NATO içerisindeki konumu ile aynı anda Pakistan ve Suudi Arabistan ile savunma iş birliğini geliştirmesi, Türkiye’yi Avrupa güvenlik mimarisi ile Orta Doğu güvenlik mimarisi arasında daha merkezi bir aktör haline getiriyor.

İSRAİL: Tablo çok daha dikkat çekici. Çünkü İsrail’in son yıllardaki bölgesel stratejisinin temel unsurlarından biri, Arap ülkeleriyle normalleşme ve İran’a karşı ortak bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturulmasıydı. Bu çerçevede İbrahim Anlaşmaları üzerinde hareket ediliyordu ancak Mekke Anlaşması, bana kalırsa bu planı bozmuş oldu. Ve İsrail tarafındaki kaygının bir başka nedeni ise Türkiye’nin varlığı. İsrail açısından Suudi Arabistan’la kurulması beklenen normalleşme sürecinin içerisine Türkiye’nin güçlü biçimde girmesi, Türkiye’nin bölgesel etkisini artırıyor. İsrail’in Türkiye’nin olduğu bir yerde istediği gibi hareket edemeyecek olması aslında en büyük rahatsızlığı.

  • İlgili Gönderiler

    Berlin’de dikkat çeken seçim sonucu! Elif Eralp’ten göçmenlere özel teşekkür

    Berlin’de 20 Eylül’de yapılan eyalet meclisi seçimlerinin sonuçlarını AA muhabirine değerlendiren Eralp, ilk duygusunun “çok büyük bir sevinç” olduğunu ifade etti.
    Eralp, “Bu kadar iyi olacağını beklemiyordum. Çok çok sevindim. Berlinliler bana güvendiklerini gösterdiler.” dedi.
    Özellikle göçmen kökenli seçmenlerden yoğun destek gördüğünü belirten Eralp, “Bütün insanlar ama özellikle de göçmen kökenli insanlar beni çok destekledi. Bu beni çok mutlu etti. Şimdi Berlin’i daha yaşanabilir bir yer yapacağız.” diye konuştu.
    İlginizi Çekebilir
    MÜSLÜMANLAR VE FİLİSTİNLİLER YETERİNCE TEMSİL EDİLMEMİŞ HİSSEDİYORLAR
    Eralp, partisine yönelik Yahudi karşıtı olduğu yönündeki eleştirileri ve bu konuda hükümetten gelen baskıları reddederek, tüm toplumsal kesimleri kapsayan bir siyaset yürütmek istediğini kaydetti.
    Almanya’da özellikle Filistinlilerin ve Müslümanların temsil edilmesi konusunda mevcut politikaları değiştirmek istediğini aktaran Eralp, “Filistinliler, Müslümanlar kendisini yeteri temsil edilmiş hissetmiyorlar ve bence bu doğru bir politika değil. Ben tüm insanları görüyorum. Müslüman olsun, Filistinli olsun. Yahudi olsun. Siyasetin görevi toplumdaki farklı kesimleri görmek ve temsil etmek.” ifadelerini kullandı.
    Eralp, insan hakları temelinde ortak bir siyaset yürütmek istediğini belirtti.
    Kendisine oy veren göçmen kökenli seçmenlere özellikle teşekkür eden ve bu kesimlerin mevcut siyasette yeterince görünür olmadığını dile getiren Eralp, bu durumu değiştirmek istediğini belirtti.
    Seçim sürecinde ayrımcılık ve ırkçılığın da gündeme gelen konular arasında olduğunu, bu konularla mücadele edeceğini söyleyen Eralp, Berlin’i birlikte inşa eden göçmen kökenli insanların da görülmesi gerektiğini, kamu kurumlarındaki başörtüsü yasaklarının da kaldırılması gerektiğini vurguladı.
    İran-Pakistan ilişkilerinde yeni dönem! İş birliği artıyor
    EN ÖNEMLİ KONU KİRA
    Eralp, seçim kampanyası sırasında Berlinlilerin kendisine en çok kira fiyatları ve hayat pahalılığı konusunda şikayette bulunduğunu belirtti.
    Berlin’de insanların çalışmasına, vergi ödemesine rağmen artan yaşam maliyetleri nedeniyle geçinmekte zorlandığını ifade eden Eralp, “İnsanlar Berlin’de yaşıyor, çalışıyor, vergilerini ödüyor ama artık iyi bir yaşam sürdüremiyorlar. Çünkü her şey çok pahalı.” dedi.
    Kira fiyatlarının düşürülmesi gerektiğini savunan Eralp, “Kiraları düşürmek istiyoruz ve herkesin burada iyi, yaşanabilir bir hayat sürdürmesini istiyoruz.” ifadesini kullandı.
    Eralp, çocukluk ve gençlik döneminde siyasi bakışını etkileyen başlıca olayların, 1990’lı yıllarda Almanya’da yaşanan ırkçı saldırı ve olaylar olduğunu söyledi.
    Bu dönemde ailesine “Siz de Türkiye’den geldiğiniz için biz de böyle şeyleri görecek miyiz?” diye sorduğunu anlatan Eralp, bu deneyimlerin kendisini adalet ve ırkçılıkla mücadele etmeye yönelttiğini anlattı.
    Manisa’da okul önünde silahlı saldırı! 2’si ağır 11 öğrenci yaralı
    AİLESİNE TEŞEKKÜR ETTİ
    Seçim kampanyasında ailesinin kendisine verdiği desteğin de önemine değinen Eralp, anne ve babasının maddi ve manevi olarak kendisinin yanında olduğunu söyledi.
    Annesinin kampanya sürecinde çocukların bakımında da kendisine yardımcı olduğunu belirten Eralp, Türkiye’deki ailesinin de kendisini desteklediğini ve kendisi için dua ettiğini belirterek tüm yakınlarına teşekkür etti….

    İstanbul’daki şüpheli ölümde yeni detaylar: Teyzeye mesaj, telefonda 4 dakikalık video

    Şişli, Eskişehir Mahallesi’ndeki evinde odasında başından vurulmuş halde bulunan özel güvenlik görevlisi Batuhan Bıyıkoğlu’nun hayatını kaybettiği olayla ilgili polisin incelemesi sürüyor. Emekli polis babanın, olayda kullanılan seri numarası silinmiş silahın kendisine ait olmadığını belirttiği olayda; gencin teyzesine veda mesajı gönderdiği, odasında not ve telefonunda video kaydı bıraktığı ortaya çıktı.Yasal Bilgilendirme: Bu içerik ajanslar üzerinden otomatik olarak çekilmiştir. Sitemiz 5651 sayılı kanun kapsamında “yer sağlayıcı” olarak hizmet vermektedir. Telif hakları veya diğer yasal talepleriniz için iletisim@temelhaber.com.tr üzerinden bize ulaşabilirsiniz….

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Kaçırdın

    Berlin’de dikkat çeken seçim sonucu! Elif Eralp’ten göçmenlere özel teşekkür

    Berlin’de dikkat çeken seçim sonucu! Elif Eralp’ten göçmenlere özel teşekkür

    İstanbul’daki şüpheli ölümde yeni detaylar: Teyzeye mesaj, telefonda 4 dakikalık video

    İstanbul’daki şüpheli ölümde yeni detaylar: Teyzeye mesaj, telefonda 4 dakikalık video

    Gizli kamera skandalında Yargıtay’dan tartışma yaratan karar! Özel hayatın gizliliği mi, cinsel taciz mi?

    Gizli kamera skandalında Yargıtay’dan tartışma yaratan karar! Özel hayatın gizliliği mi, cinsel taciz mi?

    130 milyon liralık zimmet iddiası: AcnTürk Sigorta soruşturmasında 23 gözaltı

    130 milyon liralık zimmet iddiası: AcnTürk Sigorta soruşturmasında 23 gözaltı

    Suudi Arabistan’dan Necran bölgesi için ‘acil durum’ uyarısı

    Suudi Arabistan’dan Necran bölgesi için ‘acil durum’ uyarısı

    Hasar kavgası cinayetle bitti: Adana’da 2 şüpheli tutuklandı

    Hasar kavgası cinayetle bitti: Adana’da 2 şüpheli tutuklandı