Osmanlı mirası 137 yıl sonra Türk üssü olacaktı! İmza atıldı darbe başladı: Afrika Kapısı Rusya’nın

Osmanlı mirası 137 yıl sonra Türk üssü olacaktı! İmza atıldı darbe başladı: Afrika Kapısı Rusya’nın

Derleyen: Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – 3 kıtaya yayılan büyük bir devlet ve bugün henüz 100 yaşını yeni deviren ya da devirecek ülkelerin sınırlarını aşan hâkimiyet… 1900’lerin başına kadar tek bir imparatorluğun elinde tuttuğu güç öyle büyüktü ki, dünyanın büyük bir bölümünde hâlâ dönemin yapıları ya da eserleri yaşıyor. Kuzeyde Ukrayna stepleri ve Polonya’nın iç kesimlerine, güneyde Yemen, Basra Körfezi ve Sahra altındaki Afrika sınırları, yani Habeş’e, Sudan’a uzanan sınırlarıyla Osmanlı Devleti, varlığıyla bölgeye istikrar getirmişti. Ondan önce ve sonra suların hiç durulmadığı Orta Doğu, Osmanlı’nın ellerinde medeniyetin başkentlerini doğuruyordu. İskenderiye 1000 yıldan fazladır hasret kaldığı aydınlığa, Kudüs işgalden huzura kavuşmuştu. Kızıldeniz çevresinde yaşayan halk hiç olmadığı kazar güvende ve mutluydu. Her dinden, her dilden insan için Osmanlı Devleti garantisi verilmişti. Yavuz Sultan Selim, Mısır’ı fethettiğinde bölgede dengeleri değiştirecek ve sonunda bitmek bilmeyen bir anlaşmazlığın tam merkezinde olacak Sevakin Adası’nı da ‘Türk yurdu’ yapacaktı. 2019’da Türkiye Osmanlı’nın mirasına yeniden kavuşup 99 yıllığına himayesine alacağı Ada için her şeyi hazırlamış, hatta imzaları bile atmıştı. Ancak 137 yıllık hasret bir ‘darbeyle’ Rusya gölgesinde körüklenecekti. Oysa istikrar hep Türk gücüyle gelmiş, bir kez daha Türk varlığıyla gelen güce hasret kalınmıştı!

Osmanlı mirası 137 yıl sonra Türk üssü olacaktı! İmza atıldı darbe başladı: Afrika Kapısı Rusya’nın

365 YIL OSMANLI KORUDU! ÖNCE İNGİLİZLER, ŞİMDİ RUSLAR GÖZ DİKTİ

Bugün Sudan sınırları içinde kalan, Kızıldeniz’de stratejik bir kıyı şeridine sahip olan Sevakin kenti ve Sevakin Adası, tarih boyu pek çok devlet ve millet tarafından yönetilmişti. Hiçbir yönetim 1517’de Mısır’ı fetheden Yavuz Sultan Selim sayesinde başlayan Osmanlı gibi olamamıştı. 367 yıl boyunca huzur ve istikrar adayı geliştirmişti. Önemli ticaret yolları ve askeri üslerin merkezi olan Sevakin, Kızıldeniz’in güvenliğinin sağlandığı komuta merkeziydi. Portekizlilerin Hint Okyanusu ve Kızıldeniz’deki yayılmacı tavrına karşı dimdik duruş, Osmanlı donanmasının ana ikmal ve deniz üslerinden biri olan Sevakin’den geliyordu. Özdemir Paşa’nın bölgedeki fetihleriyle kurulan Habeş Eyaleti’nin valileri Sevakin’de ikamet ediyordu. Ayrıca Afrika içlerinden gelen ticaret kervanlarının Kızıldeniz’e açılan kapısı da Sevakin’deki limandaydı. Bu liman Müslümanların hac yolundaki duraklarından biriydi. Afrika’dan Mekke ve Medine’ye gitmek üzere yola çıkan hacı adaylarının deniz yolculuğu adadan başlıyordu. Yani sadece Osmanlı ve Türkler için değil, tüm Müslümanlar için önemli bir nokta olan Sevakin’de elbette birilerinin gözü olması kaçınılmazdı. 1800’lerin sonu 1900’lerin başında yabancıların kirli emelleri iyice gün yüzüne çıkmıştı. İngilizlerin korkunç planları arasında yalnızca bir dünya savaşı çıkarmak yoktu. Sevakin, savaştan önce ellerine geçmeliydi. Peki nasıl?

Alıntı Metni

Osmanlı mirası 137 yıl sonra Türk üssü olacaktı! İmza atıldı darbe başladı: Afrika Kapısı Rusya’nın

TÜRK İMZASINA DARBE VURUP RUS İŞGALİNİ Mİ SEÇTİLER? ‘AFRİKA’YA AÇILAN KAPI’

2017’de Sudan ziyareti kapsamında Sevakin Adası’na da giden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının (TİKA) restore ettiği Hanefi Camisi’nde namaz kılmıştı. O ziyaret esnasında Cumhurbaşkanı Erdoğan dikkat çekici bir konuşma yapmış ve birkaç yıl içinde Osmanlı mirası ada hak ettiği değeri yeniden kazanmaya hazırlanmıştı. “Sevakin Adası’nı bize belli bir süre tahsis etseniz de biz bu adayı aslına uygun olarak yeniden inşa ve ihya etsek. Ömer El-Beşir kardeşim ‘Tamam’ dedi. Burayı inşa ve ihya ne demek biliyor musunuz? Burayı yerle bir edenlere şu cevabı vermiş olacağız. Siz geldiğiniz buraları yerle bir ettiniz. Sizin o buraları yerle bir etmeniz, bizim sakalımızı tıraş etmeye benzer. Unutmayın ki biz burayı öyle bir inşa ve ihya edeceğiz ki kesilen sakal çok daha gür biter, siz bunu göreceksiniz” diye konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 99 yıllığına Sevakin Adası’nın yönetimini ve yeniden yapılandırılmasını ele almak için gerekli adımların tamamlanmasını istemişti. Öyle de oldu. Ada 99 yıl boyunca yeniden eskisi gibi ‘Türk toprağı’ olacaktı. Bölgedeki güç dengesinin değişmesi kaçınılmazdı ve komşu ülkelerde darbeyle gelen yönetimler bundan hoşnut değildi. Türkiye burada ‘denizcilik, lojistik ve turizm üssü’ kurmayı planlıyordu. Ancak pek çok görüşte bir askeri üssün kurulacağı konusunda da tedirgin ifadeler vardı. Oysa Ankara bunu resmen reddetmişti. Tabii Türk gücü, geçmişte bugün pek çok ülkenin sınırını aşan topraklarda hâkim olduğundan ‘endişe’ yayılmıştı. Öyle ki Müslüman birliğini ve Türk gücünü kabullenmiş yönetimler ya da milletler hep acı ve darbeyle yüzleştiriliyordu. Bu kez darbe, Sudan yönetimine vurulacak ve Sevakin’in ‘kurtuluş’ umudu yerle bir edilecekti.

Osmanlı mirası 137 yıl sonra Türk üssü olacaktı! İmza atıldı darbe başladı: Afrika Kapısı Rusya’nın

19 Aralık 2018’de protesto gösterileriyle başlayan Sudan Devrimi 10 Nisan 2019’da bir darbeyle sonuçlanmıştı. Sevakin’in geleceği de tam burada belirsizleşmişti. Darbeyle gelen yönetim, adanın Türk yönetiminde olmasından hoşnut değildi. Bu nedenle atılan imzalar fiilen geçerliliğini yitirecekti. Çünkü çalışmalar önce yavaşlamış ardından tamamen durmuştu. Ada bu şartlarda kalkındırılamazdı. İç savaş olan bir ülkeye iç huzur tek bir mücadele ile getirilemezdi. Asırlardır Akdeniz ve Kızıldeniz’e hâkim olma hayalleri kuran Rusların ada ve çevresi için başka emelleri vardı. Adaya ulaşımı sağlayan Port Sudan’ın yönetimini ele geçiren Ruslar, oraya bir üs kuracaktı. Bölge ülkelerdense pek bir tepki yoktu. Türklerin yalnızca kalkındırmak istediği Sevakin, Rusların ağır silahlarla donattığı bir kent olmak üzere olsa da… Bölge herkes tarafından Afrika’ya açılan kapı ya da ‘Afrika Kapısı’ diye anılıyordu. Yapılan yayınlarda ise ‘anahtar’ın Rusya’da olduğu yazılıyordu. 2020 Kasımında Rusya Başbakanı Mihail Mişustin, Sudan’ın Kızıldeniz kıyısındaki Port Sudan’da bir deniz üssü kurulmasına ilişkin bir anlaşma taslağını onayladı. Rus devlet haber ajansı TASS’a göre, Port Sudan lojistik tesisi ‘ savunma ‘ amaçlı olacak ve ‘bölgede barış ve istikrarı korumayı’ hedefleyecekti. Tesis ayrıca onarım yapmak, malzeme ikmali yapmak ve Rus donanma personelinin dinlenme yeri olarak da kullanılacaktı. Rusya’nın yeni lojistik tesisi, Türkiye’nin Sudan’daki çıkarları için de uzun vadeli bir tehditti.

Alıntı Metni
  • İlgili Gönderiler

    Yunanistan’da Türkiye yüzleşmesi! ‘Gerçek gözümüzün içine bakıyor’ itirafı: ’10 acımasız soru’

    MİLLİYET.COM.TR / Yunanistan’da Türkiye’ye ilişkin dikkat çeken bir analiz yayımlandı. Militaire’de emekli Korgeneral Konstantinos Loukopoulos imzasıyla yayımlanan “Türkiye ile olası bir çatışmaya ne kadar hazır olduğumuza dair 10 acımasız soru” başlıklı analizde, Ankara ile yaşanabilecek olası bir krizde Yunanistan’ın ne kadar hazırlıklı olduğu masaya yatırıldı.
    ‘10 ACIMASIZ SORU’
    Loukopoulos, Türkiye’nin Ege’deki politikalarının “aniden” ortaya çıkmadığını savunurken, Yunanistan’ın yıllardır net hedefleri ile tutarlı bir strateji geliştiren bir ülkeyle karşı karşıya olunduğunu öne sürdü. Emekli Korgeneralin analizindeki en dikkat çekici bölüm ise Atina’nın savunma kapasitesini sorgulayan “10 acımasız soru” oldu.
    ‘YUNANİSTAN GERÇEKTEN HAZIR MI?’
    Loukopoulos’a göre yarın ciddi bir kriz çıkması halinde Yunanistan’ın “hazırlıksız yakalandık” deme ihtimali siyasi ve stratejik açıdan kabul edilemez. Emekli Korgeneral, Ankara’nın askeri kapasitesini ve olası bir krizde ortaya koyabileceği operasyonel gücü hesaba katmadan hazırlanmanın mümkün olmadığını savunurken “Temel sorusu ise şu: Yunanistan, yıllardır karşı karşıya olduğunu söylediği Türkiye’ye gerçekten hazır mı?” ifadelerini kullandı.
    ‘ŞAŞIRMAYA HAKKIMIZ YOK’
    Loukopoulos, analizinin daha ilk bölümünde Yunanistan’ın bölgede gün geçtikçe gücünü artıran Türkiye’ye karşı yanıltıcı bir rahatlığa sahip olduğunu vurguladı. Loukopoulos değerlendirmesinde Türkiye’nin yalnızca söylemlerinin değil, sahip olduğu askeri kapasitenin de Yunanistan açısından hesaba katılması gereken bir unsur olduğunu vurguladı. Hava ve deniz gücü, füze kapasitesi, insansız sistemler, elektronik harp ve kuvvetleri kısa sürede yoğunlaştırma kabiliyeti gibi başlıklara ise dikkat çekti.
    Tam da bu nedenle Loukopoulos, yarın bir kriz çıkması halinde Yunanistan’ın hazırlıksız yakalandığını söylemesinin mümkün olmadığını belirtti. Ona göre yıllardır Türkiye konusunda analizler yapılıyor, açıklamalar yayımlanıyor, uyarılar dile getiriliyor, silahlanma programları açıklanıyor ve yeni bir caydırıcılık doktrininden söz ediliyor. Emekli Korgeneral, bütün bunların ardından yaşanabilecek bir krizin “sürpriz” olarak nitelendirilmesini şu sözlerle sorguladı: “Şaşırmaya hakkımız yok.”Loukopoulos’un Atina’ya yönelttiği 10 soru da tam olarak bu noktadan hareket ediyor.

    ‘ULUSAL GÜVENLİK STRATEJİSİ VAR MI?’
    Loukopoulos’un ilk sorusu doğrudan Yunanistan’ın devlet mekanizmasına yöneltti: Ulusal Güvenlik Stratejisi var mı ve bu strateji Silahlı Kuvvetlerin geliştirilmesi, görevi ve kullanımı konusunda somut bir yönlendirmeye dönüşüyor mu?
    Emekli Korgeneral, her şeyin burada başlayıp burada bittiğini savundu. Ancak Yunanistan Başbakanı’nın 2019 seçimleri öncesinde kurulacağını vadetmesine rağmen, söz konusu stratejiyi hazırlayacak bir Ulusal Güvenlik Konseyi’nin bulunmadığına dikkat çekiti.
    Loukopoulos, Milli Savunma Politikası’nın 16 yıl öncesine dayandığını ve mevcut jeopolitik koşulları, özellikle de Türkiye’nin bugün ulaştığı askeri ve stratejik kapasiteyi yeterince dikkate almadığını savundu.
    Loukopoulos ayrıca Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın “2030 Gündemi” kapsamında açıkladığı birçok başlığın iddialı olduğunu ancak bunların Ulusal Savunma Planlaması sürecinin amaçlanan ürünleriyle ne kadar örtüştüğünün tartışmalı olduğunu ileri sürdü.
    ‘HANGİ ASKERİ STRATEJİ UYGULANIYOR?’
    Loukopoulos’un ikinci sorusu ise Yunanistan’ın fiilen hangi askeri stratejiyi uyguladığına ilişkin. Emekli Korgeneral, son yıllarda alınan kararların nasıl bir operasyonel hazırlık, ne tür bir askeri mevcudiyet ve nasıl bir gerçek muharebe kabiliyeti oluşturduğunun ortaya konulması gerektiğini belirtti.
    Loukopoulos’a göre yalnızca kaç modern silah sistemi satın alındığını bilmek yeterli değil. Bu sistemlerin kaçının tam anlamıyla operasyonel durumda olduğu, mühimmat rezervlerinin ne seviyede bulunduğu, destek ve lojistik kapasitesinin yeterli olup olmadığı, kayıpların ne kadar hızlı telafi edilebileceği ve komuta-kontrol kapasitesinin ne durumda olduğu bilinmeli.
    İlginizi Çekebilir
    ‘TÜRKİYE BEDELİ NE OLURSA OLSUN HEDEFLERİNE ULAŞIRSA?’
    Analizin üçüncü sorusunu Loukopoulos, doğrudan caydırıcılığın sınırları üzerinden kuruyor. Emekli Korgeneral, caydırıcılığın gerekli olduğunu ancak tek başına bir savaş planı olmadığını belirtti.
    Ona göre caydırıcılık, rakibin askeri güç kullanması halinde karşılaşacağı maliyetin çok yüksek olduğuna inanmasına dayanıyor. Peki bu varsayım yanlış çıkarsa?
    Loukopoulos, Türkiye’nin bedeli ne olursa olsun hedeflerine ulaşabileceğine inanması ihtimalinde Yunanistan’ın ne yapacağını sordu. Emekli Korgeneral, bu nedenle Atina’nın yalnızca caydırıcılığa güvenemeyeceğini, caydırıcılığın başarısız olması halinde devreye girecek net ve güvenilir bir savaş kapasitesini de hazır tutması gerektiğini savundu.
    ‘YUNANİSTAN NE KADAR HIZLI SEFERBER OLABİLİR?’
    Dördüncü soru doğrudan zamana ilişkin. Loukopoulos, Yunanistan’ın barış durumundan tam operasyonel konuşlanmaya kaç günde geçebileceğini sordu. Kaç yedek asker hemen göreve çağrılabilir, bunların kaçı eğitimli, kaçı uzun süreli yeniden eğitim almadan operasyonel hale gelebilir ve kaç birlik tam operasyonel güce ne kadar sürede ulaşabilir?
    Emekli Korgeneral, Yunanistan’ın rezerv sisteminde reform ihtiyacının kabul edildiğini ancak bu yönde atılan adımların büyük ölçüde parçalı ve bilgilendirme ağırlıklı kaldığını ileri sürsü.
    Loukopoulos, Türkiye’nin çok kısa sürede konuşlandırabilme kapasitesine sahip olduğu değerlendirmesini yaparak “Böyle bir tablo karşısında Yunanistan’ın yavaş bir seferberlik mekanizmasına sahip olma lüksü yok” dedi.

    ‘MODERN SİLAHLAR TEK BAŞINA YETERLİ Mİ?’
    Loukopoulos’un beşinci sorusu Yunanistan’ın son dönemdeki silahlanma yatırımlarını mercek altına aldı. Emekli Korgeneral, modern savaş gemileri, uçaklar, füze sistemleri, İHA’lar, İHA karşıtı sistemler ve yeni teknolojilere yapılan yatırımların önemli olduğunu ancak platformların tek başına savaş gücü oluşturmadığını belirtti.
    Emekli Korgeneral, gerçek caydırıcılığın kabul törenlerinde çekilen fotoğraf sayısıyla ölçülemeyeceğini savunurken. “Asıl ölçü, rakibin kriz anında Yunanistan’ın ne yapabileceğine ve ne yapmaya kararlı olduğuna inanması” dedi.
    ‘RAKİP NE KADAR İNCELENDİ?’
    Altıncı soru doğrudan askeri istihbarat ve planlamaya uzanıyor. Loukopoulos, rakip hakkında kesin bilgi sahibi olmadan hiçbir askeri planlamanın mümkün olmadığını belirtti.
    Emekli Korgeneral, yalnızca silah sistemlerinin değil, konuşlanma ve hazırlık durumunun, kuvvetleri yoğunlaştırma yeteneğinin, hava ve deniz gücünün, füze saldırı kapasitesinin, insansız sistemlerin, elektronik harp kabiliyetinin ve hibrit operasyon kapasitesinin de incelenmesi gerektiğini söyledi.
    ‘YUNAN ORDUSUNDA NELER OLUYOR?’
    Loukopoulos’un “en tatsız” sorulardan biri olarak tanımladığı yedinci başlık, Yunan Kara Kuvvetleri’ne ilişkin. Emekli Korgeneral, güçlü bir Hava Kuvvetleri ve modern bir Donanma bulunan bir ülkenin aynı zamanda Kara Kuvvetleri’nde ciddi yapısal zayıflıklarla karşı karşıya olup olamayacağını sordu.
    Loukopoulos’a göre Silahlı Kuvvetler tek bir sistem. Kara gücü olmadan hava gücü yeterli değil; kara alanını kontrol etme ve koruma kapasitesi olmadan deniz gücü de yeterli değil. Aynı şekilde hava ve deniz desteği olmadan kara kuvvetlerinin de tek başına yeterli olamayacağını belirtti.
    Loukopoulos özellikle ordunun bel kemiği olarak nitelendirdiği piyade birliklerinin ciddi biçimde ihmal edildiğini düşündüğünü belirterek Kara Kuvvetleri’ndeki sorunlara dikkat çekiyor.
    ‘ÖĞRENİLEN DERSLER NEREDE?’
    Sekizinci soruda, son yıllarda yaşanan savaşların Yunanistan tarafından ne kadar doğru okunduğunu sorgulandı. Loukopoulos; Ukrayna savaşı, Kızıldeniz, İsrail saldırıları, İHA operasyonları, yoğun füze kullanımı, elektronik harp, birliklerin dağıtılması ihtiyacı, yedek kuvvetlerin önemi ve büyük ve pahalı platformların kırılganlığının savaşın yürütülme biçimini değiştirdiğini belirtti.
    Emekli Korgeneralin sorusu ise net: Bu derslerin hangileri gerçek operasyonel kapasiteye dönüştürüldü? Loukopoulos’a göre bir sorunu tespit etmek başka, muharebe sırasında uygulamak başka. Bu nedenle “sunum” ile “kullanılabilirlik”, “duyuru” ile “hazırlık” arasındaki farkın görülmesi gerektiğini savundu.
    ‘PERSONELİN KİŞİSEL VE AHLAKİ DURUMU NE?’
    Dokuzuncu soruda Loukopoulos, doğrudan insan unsuruna odaklanıyor. Emekli Korgeneral, gerekli insan kaynağından yoksun olan ve kendisini değersiz, sesi duyulmayan ya da idari ve siyasi deneylerin nesnesi olarak hisseden bir askeri gücün gerçekten güçlü olamayacağını savundu.
    Bu nedenle emekli Korgeneral, moralin operasyonel etkinliği artırıp artırmadığının, askeri hiyerarşinin prestijinin korunup korunmadığının ve subayın kuruma duyduğu güvenin ne durumda olduğunun incelenmesi gerektiğini belirtiyor.

    ‘İYİ HAZIRLANMIŞ MIYIZ?’
    Loukopoulos’un 10 soruluk analizinin son halkası, bütün tartışmayı tek bir soruda topluyor: Yunanistan bugün gerçekten ne kadar hazır? Emekli Korgeneral, burada silahlanma düzeyinin, açıklamaların veya sunumların değil, gerçek muharebe hazırlığının ölçülmesi gerektiğini söyledi.
    Bu noktada emekli Korgeneral, Türkiye’nin stratejik hedeflerini, askeri kapasitesini ve kriz anında bu kapasiteyi kullanma hızını Yunanistan açısından temel planlama unsurları arasında gösterdi.
    Loukopoulos “Uyarılar vardı; peki hazırlık gerçekten yapıldı mı?” ifadelerini kullandı.
    ‘GERÇEK GÖZÜMÜZÜN İÇİNE BAKIYOR’
    Loukopoulos asıl meselenin, kamuoyuna yeni bir korku senaryosu sunmak olmadığını öne sürerken “Ancak her ne olursa olsun Türkiye’nin gücü ortada. Gerçek, gözümüzün içine bakıyor” değerlendirmesinde bulundu.
    Son olarak Emekli Korgeneral, en kötü senaryonun gerçekleşmesi halinde kimsenin “bilmiyordum” deme hakkının bulunmadığını savunurken “Türkiye’nin stratejisi, askeri kapasitesi ve sahip olduğu imkanlar uzun süredir Yunanistan’ın önünde duran bir gerçek” dedi.
    Türkiye endişesiyle yeni rota arayışı
    Hürmüz’e ‘Trump boğazı’ adını verdi!…

    Hürmüz’e ‘Trump boğazı’ adını verdi!

    Trump, 2 Eylül’de yine sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımda Hürmüz Boğazı’nın ABD kontrolü altında olduğunu savunarak, adını “Trump Boğazı” olarak değiştirmeyi önerebileceğini belirtmişti. ABD Başkanı daha önceki bazı açıklamalarında da Hürmüz Boğazı’nın Amerikan donanmasının kontrolü altında olduğunu ve buranın “ABD toprağı” sayılabileceğini iddia etmişti.
    Görüşme bekliyor
    Bu arada Trump, Hürmüz Boğazı’nın gemi trafiğine açılması için İran’ın yaptığı 7 günlük ateşkes teklifini reddetmesinin ardından bu hafta İran ile daha fazla görüşme gerçekleştirilmesini beklediğini belirtti. Trump, “Axios” haber platformuna yaptığı açıklamada, “İran gücünü olduğundan fazla değerlendirdi… İran’a yönelik saldırıları yeniden başlatmayı sürekli düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
    İran, ABD’yle bir görüşme planlanmadığını savunurken, AP ajansı, Trump’ın açıklamalarını doğrularcasına, arabulucuların İran ve ABD ile olası bir anlaşma üzerinde çalışmalarını sürdürdüğü, çatışmaları sona erdirmeyi ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden ulaşıma açmayı hedefleyen dolaylı müzakerelerin yeniden başlamasının beklendiğini bildirdi.
    …

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Kaçırdın

    Ankara merkezli 7 ilde dolandırıcılık operasyonu: 7 tutuklama

    Ankara merkezli 7 ilde dolandırıcılık operasyonu: 7 tutuklama

    Yunanistan’da Türkiye yüzleşmesi! ‘Gerçek gözümüzün içine bakıyor’ itirafı: ’10 acımasız soru’

    Yunanistan’da Türkiye yüzleşmesi! ‘Gerçek gözümüzün içine bakıyor’ itirafı: ’10 acımasız soru’

    Hürmüz’e ‘Trump boğazı’ adını verdi!

    Hürmüz’e ‘Trump boğazı’ adını verdi!

    ‘Bu, pişmiş aşa su katmak!’

    ‘Bu, pişmiş aşa su katmak!’

    Kurtulmuş’tan fon açıklaması: Yanlarına kalmayacak

    Kurtulmuş’tan fon açıklaması: Yanlarına kalmayacak

    Yeni Parti’de önseçim bilançosu: Yüzde 47 değişim

    Yeni Parti’de önseçim bilançosu: Yüzde 47 değişim